Şişir Beni, beni gerçekten şişirdi

Şişir Beni (Süper Size Me) resmen beni şişirdi! Filmin yönetmeni ve başoyuncusu Morgan Spurlock sağlıklı bir adam, kalkmış, McDonald’s dünyasının sağlıksız yiyecekler içerdiğini anlatmak için kendini denek olarak kullanmış. Burnuma hafif ‘ucuz kahramanlık’ kokuları geliyor ama yine de fikir güzel!

Spurlock otuz gün boyunca McDonald’s’da satılan ürünlerden başka hiçbir şey tüketmemiş. Bu arada tipik bir deneydeki gibi üç doktora ve bir diyetisyene, deneyin başladığı tarihteki sağlık durumunu gösteren ölçümler yaptırmış. Spurlock taş gibi!

30 gün sonunda yapılan ölçümlere göreyse sonuç şöyle: 18 pound kilo artışı (yaklaşık 8 kilo), yaşam enerjisinde düşüş, cinsel güdü kaybı (şiştiğim yer tam burası!) ve karaciğer fonksiyonlarında ciddi azalış.

Michael Moore taklidi

Şişir Beni; Spurlock’ın 30 günlük McDonald’s macerasının hafif komik bir ikna belgeseli. Bu haliyle Şişir Beni’ye rahatlıkla ‘tıbbi korku’ filmi diyebiliriz.

Spurlock Amerikan halkını McDonald’s türü fast food yiyeceklerin sağlıksız olduğuna ikna etmek için ‘korku’ yaklaşımından yararlanmış.

‘Şişir Beni’ye etkisiz ya da kötü demek mümkün değil. Sadece Spurlock’ın McDonald’s ürünlerini o kadar da mide bulandırıcı göstermesi gerekli miydi diye ister istemez düşünüyor insan.

Spurlock’ın Michael Moore’un açtığı ‘ikna belgeseli’ yolundan yürüdüğü kesin. Moore’dan farklılaşmak için biraz daha saldırgan bir yolu seçtiği de. ( Spurlock ile Moore arasında boyut karşılaştırması yaptığımızda ‘Şişir Beni’yi Moore’un çekmesi beklenmez miydi?)

Bana bir Şey olmaz sendromu

Spurlock’un bireysel tıkınma öyküsünü anlatırken aralara McDonald’s ve fast food sektörüne yönelik aleyhte mantıksal kanıtlar sıkıştırmış. Bu bölümler öğretici ama bilmediğimiz şeyler değil.

Aslında baktığımızda fast food türü beslenmenin sağlık sorunlarına yol açtığını çoğumuz biliyoruz. Aynı sigaranın sağlığa zararlı olduğunu bildiğimiz gibi. Yine de sağlıksız şeyleri yemekten ve içmekten geri durmuyoruz. Neden acaba? ‘Bana bir şey olmaz!’ diye düşünüyor olmayalım?

Şişir Beni’yi çocuklar izlerse tek taraflı beslenmenin sakıncaları konusunda bilinçlenmelerine yardımcı olabilir. Yetişkinlerin bu filmden etkilenip McDonald’s’a gitmeyi bırakacaklarını sanmıyorum. Üstelik filmin sonunda Superlock’un da belirttiği gibi deneyde BigMac yeme işi biraz abartılmış.

McDonald’s’tan kim üç öğün sürekli beslenebilir? Bu noktada da deneyin zayıf tarafları ile ilgili sorgulamalar yapmak şart oldu. Örneğin Spurlock’un 30 gün sürekli McDonald’s yemesiyle vücudunda oluşan etkiler her gün bir öğün BigMac yiyip diğer zamanlarda sebze yiyen insanlarda da oluşur mu? Bilmem anlatabiliyor muyum?

Spurlock’u obeziteyi sadece Amerika’nın sorunu olarak ele aldığı için de eleştirmek gerekiyor. Obezite küresel bir sorun, bu sorun küresel olarak incelense daha ilginç olabilirdi. Ama Amerikalıların çoğu böyle, dünyadan haberleri yok! Haberi olsa adam ötanazi yapar mı? Ötanazi yasal mıydı ya?

Gidelim mi? Belgeselden hoşlanmanıza bağlı. Hoşlanıyorsanız kaçırmayın.

Nazilerin içine şeytan girmiş olabilir mi?

Bu hafta size kıyak yapıp ikinci bir filme daha gittim: Şeytan! Hoşlandım da diyemeyeceğim hoşlanmadım da.

İyi başladı ama sonra gereksiz kurgu sıçramalarıyla dikkatim dağıldı. Korkmadım diyemeyeceğim. Korktum. Ama korkmaktan çok kan ve kurtçuk görmekten midem bulandı. Çocukları mutlaka Şeytan’dan uzak tutun.

Mideniz sağlam değilse Şeytan’ı kesinlikle önermem. Eğer dayanırım diyorsanız siz yine de yanınıza bir torba alıp gidin..

İşin doğrusu 1973’te izlediğim ve etkisinden uzun süre kurtulamadığım Linda Blair’li Şeytan filmine benzer bir film bekliyordum ama karşıma bir Indiana Jones öyküsü çıktı. Hesapta bu filmde ilk Şeytan’daki olayların daha öncesini görüyormuşuz..Niye yalan söyleyeyim iyi pazarlama öyküsü, ben bile yemişim.

Yeni Şeytan’da Indiana Jones Perde Merrin. Adamcağız İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerden çok çekmiş, on kişiyi kurşuna dizdirdiği için vicdan azabıyla yanıyor. Uzaklara gidecek ama kim olduğunu filmin sonunda bile anlamadığımız biri ona ‘görevimiz tehlike’ tavrıyla bir görev veriyor.

Merrin bir anda kendini Kenya’da yapılan bir kazıda buluyor. Meğer şeytanın doğduğu yer burasıymış. Sonra bildik öykü. Şeytan birinin içinde ama kimin? Hadi bilin bakalım? Söylemeyeceğim, filmin korkusu kaçmasın.

Filmin yarısından fazlasının bilgisayarda yaratılmış görüntülerden oluştuğunu söyleyeyim. Sırtlanlı sahneler oldukça etkileyici. Yanınıza çimdikleyince rahatsız olmayan birini alıp giderseniz rahat edersiniz.

Başta da değindiğim gibi kurgu sıçramaları adamın başını döndürse de korkuya ve mide bulantısına dayanıldığında sıkılmadan filmi izlemek mümkün. Son sahnedeki şeytanla karşılaşma sahnesi daha korkutucu olabilirmiş.

Şeytan’dan çıktığımda, verilen bilgileri, görüntüleri birleştirdiğimde birden bir şey aklıma geldi. Nazilerin içine şeytan girdiği için soykırım yapmış olabilirler mi?

Şeytan’a gidelim mi? Korku türünden hoşlanıyorsanız mutlaka gidin, seversiniz.

Divan’da bir paça çorba içtim, dünyam değişti

Berna Sağlam’ı Vakko’nun iletişim yöneticisi olduğu dönemden tanırım. Berna 16 yıl sonra, kendi kanatları ile uçmaya karar verdi ve Vakko’dan ayrıldı. Can arkadaşı Fem Güçlütürk’le birlikte bir halkla ilişkiler şirketi kurdu.

Fem’i tanımıyordum. Divan Lokantası’nda tanıştık. Fem de uzun yıllar Alarko’da iletişim yöneticisi olarak çalışmış. O da kendi kanatlarıyla uçmaya karar vermiş. Fem’i tanıyınca anladım ki ortada bir tencere ve kapak durumu söz konusu.

İletişim yönetimini iyi bilen, hırslı, kararlı, ne istediğini iyi bilen iki halkla ilişkilerci. Berna ve Fem cesaretle aynı yöne kanat açmışlar. Onların deneyiminde birileri için iş ve hayat formatı değiştirmek kolay değil. Cesur davranmışlar ve değiştirmişler. Cesaretleri başarılı olacaklarının en güzel göstergesi.

Berna ve Fem’le biraz sektörden lafladık. Bu arada içmekte olduğum paça çorbaya hayran oldum. İnanılacak gibi değil, mutlaka denemelisiniz.

Ramazan nedeniyle Divan’ın mönüsüne Osmanlı mutfağı hakim, bütün yemekler birbirinden lezzetli. Yuvarlama ve bademli güllaç tadından yenmiyor. Divan’ın ramazan mönüleri sadece bunlarla sınırlı değil.

Beğendili kuzu kebabı, kuzu incik kebabı, peynirli su böreği ve zeytinyağlılar diğer önerilerim. Zorlanmak istemeyenler için hazır mönü önerileri de yok değil. Divan’da Türk mutfağına ait her şey çok lezzetli. Hayranım zaten Türk mutfağına bir kez daha hayran oldum!

Yemeğe daldık Berna ile Fem’i unuttuk değil mi? Onlara yeni kanatlarıyla başarılar diliyorum. Size de ramazan bitmeden Divan’da bir iftar. (0-212-315 55 00)

Domatesin kırmızısı makbul

Uzun yaşamanın 100 sırrına devam ediyorum:

Sır 20: Daha fazla besin yararı elde etmek için domateslerin kan kırmızlarını yiyin. Kan kırmızı domatesler lycopene içerdiği için vücutta kanser gelişimini önler.

Yorum: ‘Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı’ şarkısı boşa çıkmamış görüyorsunuz. O zamandan adamın biri bizi sağlıklı domates konusunda uyarmak istemiş. Tabii o zamanlar etrafta hormonlu domates diye bir şey de yokmuş. Şimdilerde önce ekmekler sonra domatesler bozulmuş.

Sır 21: Yiyeceklerinizi balla tatlandırın. ABD’nin İllinois Üniversitesi’nden araştırmacılar balın en güçlü antioksidan olduğunu ve birçok kardiyovasküler hastalığa iyi geldiğini buldular.

Yorum: Annem hep sabahları bir kaşık bal yedirmeye çalışırdı da kocakarı inancı sanırdım! Demek ki bir bildiği varmış. Bundan sonra annem ne diyorsa o! Çok bal yesem biraz ballı olabilir miyim acaba?

Sır 22. Güneşten kaçının. Güneş yanığının deri hücrelerini değiştirip kansere yol açtığı artık çok açık bilimsel gereçek. Deride oluşan kötü huylu urlar sayesinde her yıl binlerce ‘deri hücresi ölüyor’ ve kanser yavaş yavaş gelişiyor, unutmayın..

Yorum: Eğer kızarmakla güzellik olsa kızarmış tavuk dünya güzeli olurdu. Bir gün de tıp dünyası ne diyor kulak verin! Artık güneş giren eve doktor bile giremeden ölüyorsunuz. Görmüyor musunuz?

CUMA İTİRAFI

böylebirşeyyok

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 24; İl: Konya


Bugün fark ettim. Akşamları diş fırçalama sürem babamın akşam namazı kılma süresine eşit. Babam seccadeyi alınca lavaboya gidiyorum. O namazı bitirip televizyonu açıncaya kadar dişlerimi fırçalıyorum. Televizyonun sesini duyunca da ağzımı çalkalıyorum. En ilginci ise, eğer babam akşam namazını evde kılmıyorsa o akşam dişlerimi fırçalamıyorum!

Yorum: Hálá Pavlovcu öğrenme biçiminin yanlış olduğunu düşünen var mı? İlimiz de ilginç: Konya!

CUMA TAKINTISI

Bu hafta İstanbul’da Küçükçiftlik Lunaparkı Yanı’ndaki GMall’un üst katına açılan 3 boyutlu sinema salonuna taktım. Şu anda 3D Mania diye, 2 boyuttan 3 boyuta geçişi anlatan, 25 dakikalık bir animasyon oynuyor. Meraklılara duyurulur.

CUMA LAKIRDISI

Başkalarıyla ilgili bizi rahatsız eden her şey kendimizi anlamamıza yardımcı olur (Carl G. Yung)
Yazarın Tüm Yazıları