Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

22 Temmuz’un şimdiden belli sonuçlarından biri...

22 Temmuz seçimlerinin en önemli sonuçlarından birinin ne olacağı seçime iki hafta ortaya çıkmış durumda. CHP’nin ve temsil ettiği zihniyetin “ideolojik tükenişi”. Bu parti daha seçime giderken, hedefini ilan etti: MHP ile koalisyon hükümeti.

Bu “amaç deklarasyonu”nun iki dikkate değer özelliği var:

    CHP, tek başına hükümet kuracak bir çoğunluk sağlayamayacağından emin.İktidar paylaşımı için kendisine “ortak” olarak gördüğü, Türk siyaset tarihine bakıldığında, kendisine en uzak, en karşıt mevzide yer almış bir siyasi kuruluş.

CHP’nin bu “iktidar ortağı tercihi”, seçim listelerinin düzenlenişi ve seçim kampanyası görüntülerine de yansıyor zaten. İstanbul’da CHP’nin (DSP ile birlikte) en fazla oy potansiyeline sahip olduğu 1.bölgede, yani kısaca Kadıköy ya da Anadolu yakası diye bilinen alanda liste başı İlhan Kesici. CHP geçmişi ve geleneğiyle yakından uzaktan ilgisi olmayan birisi. Kampanya fotoğraflarında ise Deniz Baykal’ın hemen arkasında eski MHP’li Yaşar Okuyan profili kendisini gösteriyor.

CHP’nin “sosyal demokrat kimliği” tartışılmaz eski genel sekreteri Ertuğrul Günay’ın İstanbul 1.bölgede Tayyip Erdoğan’ın hemen altında Ak Parti listesinde yer almasıyla, bu arada bir dönem Bülent Ecevit’e çok yakın durmuş, İsveç sosyal demokrasisi içinde yetişmiş, Türk sosyal demokrat hareketinde “ideolog” konumunda bulunmuş Haluk Özdalga’nın ve Erdal Kalkan, İbrahim Yiğit gibi bu alanda tanınmış, parlamenterlik yapmış bir dizi ismin yine Ak Parti listelerinde seçilebilir yerlerden aday olmasıyla; CHP’nin tercihleri birleştirildiğinde, “kayma” çok daha çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor.

Bu arada, “sol”un İstanbul’daki bağımsız adayı Baskın Oran’ın da her vesile ile, Ak Parti’nin CHP’ye oranla “daha solda” olduğunu söylediğini kaydedin.

Tabii, İlhan Selçuk’un bir CHP-MHP koalisyonu hesabı uğruna, MHP destekçiliğine sıvanarak, kimilerinin nezdinde “dönek”liğin “şahikası”na çıktığını da ekleyin.

Seçimlere iki haftadan az zaman kala, son derece ilginç, son derece çarpıcı bir tablo bu.

 

***       ***     ***

 

Türk siyasi hayatını yakından izleyen ve ismi geçen kişileri yakından bilenler için, bu manzara sanıldığı kadar “şaşırtıcı” değil.

Örneğin, İlhan Selçuk’un kat’ettiği “döneklik güzergahı”nın şaşırtıcı hiçbir yanı yok.

İlhan Selçuk, kendine özgü Kemalist söylem ile Marksist terminolojiden ödünç aldığı kavramları on yıllardır biteviye tekrarlayan ve hiçbir vakit “demokrasi”yi savunmamış, tersine, “cunta” oluşumları içinde yer almış, her vakit kendisinin “ideologu” olması şartıyla “askeri darbeler”i büyük bir tutarlılıkla savunagelmiş bir kalemdir. “Aydınlanma” düşüncesiyle yakından uzaktan ilgisi bulunmadığı gibi, bazı “müritleri”nin yapıştırdığı “aydınlanma bilgesi” sıfatı üzerinde “şaka” gibi durmuştur. O nedenle, İlhan Selçuk’un “döneklik” gibi gözüken “MHP muhipliği”nde, yarım yüzyıllık çizgisinin “ana istasyonları”na bakıldığında şaşırtıcı bir yan olmaması gerekir.

İlhan Selçuk, her vakit, bir tür “Türk Baasçısı” idi, yine öyledir.

CHP’nin de, İlhan Selçuk yaklaşımı ile, ve “MHP ile ortaklık” arayışında buluştuğu yer, tam da burası. CHP de, aldığı “ideolojik pozisyon” ile Türkiye’nin “Baas Partisi”ne uygun düşüyor. “Sol”u bu kişilerde, bu kuruluşlarda boş yere aramayın, bulamazsınız.

Ve, unutmayın, Baas Partisi’nin adının açılmış hali, Arap Sosyalist Baas (yani, “rönesans”) Partisi’dir. Koyu milliyetçidir ve onun da adında “sosyalizm” vardır.

Dolayısıyla, “milliyetçilik”in iki türevinin, CHP ve MHP’nin, sandalye sayıları imkan verirse, önümüzdeki TBMM’de bir “koalisyon hükümeti” kuracak olmalarından doğal hiçbir şey olamaz.

CHP’nin performansı, Parti’nin mevcut “ideolojik kimliği”ni zaten sergiliyor. Örneğin, “demokrat” olmanın şaşmaz ölçüsü “askerin siyasetteki yeri?” CHP’den bu soruya nasıl bir cevap alacağınız belli. “Etnik ve dini kimlikler” ve “azınlıklar” konusuna yaklaşımı ortada. Kıbrıs sorununa ilişkin “çözümsüzlük en iyi çözüm” politikasının ateşli bir yandaşı. Kuzey Irak’a “askeri müdahale”nin herkesten önde savunucusu.

Bir partinin, bu tür görüşlere sahip olması, elbette kendi tercihidir ve bu görüşlere neden sahip diye ona sorulmaz. Ama, böyle bir parti, tek bir şey olamaz: Sosyal-demokrat ya da sosyalist.

Zaten, tam da o yüzden, 22 Temmuz’dan sonra Sosyalist Enternasyonal’den ihraç edilmesi, gündemdedir.

CHP’nin MHP ile koalisyon yapma tasarımı, Sosyalist Enternasyonal’den bakıldığında, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) Bavyera’nın koyu Hristiyan-milliyetçi sağcı partisi CSU ile, Fransız Sosyalist Partisi’nin Jean-Marie Le Pen ile koalisyona gitmesinden farksızdır. Sosyalist ve sosyal-demokrat partiler, asla böyle yapamazlar. Yeşillerle, komünistlerle, liberal-demokratlarla koalisyon yaparlar ama, sağcı-milliyetçi partilerle yapmazlar, yapamazlar. Buna yeltendikleri anda, sosyal-demokrat ya da sosyalist sıfatları düşmüş demektir.

 

***       ***      ***

 

22 Temmuz’un şimdiden belli olan sonuçlarından biri olarak, yazının başında ifade ettiğimiz CHP’nin “ideolojik tükenişi”nden kastettiğimiz de budur.

Seçimlerde kaybedenler genel olarak büyük çalkantılar yaşar; lider ve yönetici kadro değişikliği yaparlar. CHP’nin Türkiye’de “seçim demokrasisi”ne geçildiğinden bu yana, yani 1950’den bu yana, 1973 ve 1977 Bülent Ecevit istisnası dışında, hiçbir seçim kazanmışlığı yoktur. 22 Temmuz seçimlerini, mevcut göstergelerin işaret ettiğine göre, açık farkla bir kez daha kaybettikleri takdirde, lider ve kadro değişikliğine gidecekler mi? “İdeolojik tükeniş”in gerekçelerini cesaretle ve açık yüreklilikle tartışacaklar mı?

Türkiye’nin solu, kendisini “CHP seçim başarısızlığı” üzerinden yeniden üretebilecek mi?

Cevaplarını henüz bilmediğimiz sorular bunlar.

Göreceğiz...

 

X