Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

22 Temmuz’a doğru “manzara-yı umumiye”...

Bu Temmuz ayının olağanüstü “gergin” ve “gerilimli” geçeceği sanılıyordu. Seçim gününe yaklaştık. Bugünden tam iki hafta sonra, TBMM aritmetiğine yansıyacak “Türkiye güçler dengesi”ni öğrenmiş olacağız.

Seçim tarihi yaklaştıkça, parti liderleri, şehir şehir dolaşıp, meydanlara seçmen kitlelerini çekip, ateşli söylevler verdikçe, tansiyon artmıyor. İnadına azalıyor sanki. Gergin Nisan ve hatta Mayıs ile kıyaslanmayacak bir “anti-climax” hali söz konusu Temmuz’un ortasına gelip dayandığımız şu günlerde.

Oysa, gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına yansımayan, yansıtılmayan “genel tahminler” ya da “genel kanı”, Türkiye’nin bu Temmuz ayında “büyük olaylara gebe olduğu” yolundaydı. Özellikle, Ankara Anafartalar sabotajının yarım saat ardından, Genelkurmay Başkanı’nın “büyük şehirlerde bu tür olayları beklemek gerektiği”ne ilişkin açıklaması, bu yöndeki tahminleri ve kanaatleri beslemişti.

Türkiye’de bir süre önce bir kez daha yürürlüğe konulan “siyaset mühendisliği”nin hedefinin Ak Parti’ye “tek başına” hükümet imkanı vermemek olduğu bir sır değildi. Bunun için yapılacaklar ve yürürlüğe konulmak istenen “senaryo” bile sır değildi. Sırasıyla:

    Ak Parti’nin kendi adayını Cumhurbaşkanı seçtirmesini önlemek;DYP-ANAP birleşmesiyle ortaya çıkacak DP’nin Ak Parti’den oy çekmesini sağlamak;Tandoğan-Çağlayan-Gündoğdu vs. mitingler dizisiyle, ülkede siyaseti “laiklik-İslam kutuplaşması” eksenine oturtmak ve bu mitinglerin üreteceği CHP-DSP birleşmesiyle bir “sinerji” yaratmak:Güneydoğu’daki terör tırmanışı ve Kuzey Irak’a askeri müdahale seçeneğini öne çıkartarak, Ak Parti’yi “ulusal çıkarlar” konusunda “zayıf” göstermek ve MHP’ye avantaj sağlamak.“Etnik şiddet”in aldığı her can ile, MHP’ye “blok halinde” seçmen

    kazandırarak, bir CHP-MHP koalisyonu için zemini hazırlamak.

Bütün bunlar olurken, Ak Parti’yi kapatma davasının açılabileceği bile tahmin ediliyordu. Eğer, bütün bunlar “hükümsüz” kalırsa, yani Temmuz ayının ilk haftalarında göstergeler, Ak Parti’nin “tek başına hükümet kurabileceği”ne işaret ederse, ülkenin içinde sokulacağı “şiddet sarmalı” ile seçimlerin ertelenmesinin bile söz konusu edilebileceği “spekülasyonu” yaygındı.

Seçimlere iki haftadan az bir süre kala, bu “senaryo”nun tutmadığı seziliyor.

 

***            ***        ***

 

Ne oldu?

Ne oldu da, bu “senaryo” tıkanmış gibi gözüküyor?

Ak Parti’nin Cumhurbaşkanı seçmesi önlendi önlenmesine ama, “senaryo”nun diğer maddeleri “uygulama alanı” bulamadı. DYP-ANAP birleşmesi hesabı yürümedi. ANAP, kendisini “siyaset dışı”na çekti ve DP ise, şu sıra görülebildiği kadarıyla kendisini “seçim barajı”nın hayli altına...

“Cumhuriyet mitingleri”nin enerjisi tükendi ve daha önemlisi CHP-DSP birleşmesinin “sinerji”si umulan boyutun pek altında kaldı. Mitinglerin sloganlarına bakılırsa, iki ay önce, “şeriat devleti”nin kurulmasına neredeyse ramak kalmıştı. İki ay sonra bugün, seçim kampanyasında neredeyse tek bir konu başlığı yok: “Laiklik-İslam gerilimi.” CHP bile, seçim kampanyasında Ak Parti’ye bu noktadan yüklenmiyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...

Gazete sütunlarını süsleyen “iddialı” açıklamalar bir yana, Kuzey Irak’a “askeri operasyon” ve “etnik çatışma” üzerinden MHP’ye “seçmen bloku” sağlamak, seçimlere dek, pek de etkili bir yolmuş gibi görünmüyor. MHP Genel Başkanı’nın Erzurum’da “idam ipi” ile boy göstermesinin “taktik planda”ki sonucu, ipi, partisinin seçim şansının boynuna geçirmiş gibi oldu.

Seçimlere iki haftadan kısa bir süre kala, göstergeler, bu seçimden bir CHP-MHP koalisyonunun çıkmasının bir “ham hayal”dan öteye gitmeyeceğine işaret ediyor.

Ak Parti’ye “kapatma davası” açılması bir yana, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerine ilişkin Ahmet Necdet Sezer-CHP başvurusunu reddi ile birden fazla “hukuki kart” Başbakan ve Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan’ın eline geçti.

Türkiye’yi “kan gölü”ne çevirecek eylemleri tezgahlayacak “çeteler” son iki hafta içinde açığa çıkartıldı. Onlar ve onları arkalayan “çevreler” şu an itibarıyla “taarruz” değil “sanık” ve “savunma” konumundalar.

İki hafta Türkiye siyasetinin çalkantılı suları bakımından hala çok uzun süre ve “Osmanlı’da oyun çok” düsturundan hareket ederek, yine de ihtiyatı elden bırakmayalım. Ancak, her şeye rağmen, yukarıdaki “senaryo”nun iki hafta içinde işletilmesi pek “galip ihtimal” olarak ortaya çıkmıyor.

 

***           ***       ***

 

Şu anda ortaya çıkan “galip ihtimal”, Ak Parti’nin “tek başına hükümet” kuracak sandalye sayısını elde edeceği. CHP’nin baraj aşacağı kesin. Oy oranı, eski oy oranı ya da bir miktar üzerinde seyrediyor. MHP’nin barajı aşacağı ihtimali, aşmaması ihtimaline oranla daha fazla ama bu bile kesin değil. DTP’li Kürt bağımsızların grup kuracak sayı ile ve bir dizi bağımsızın daha TBMM’ye gireceği ise kesin gibi.

Bu “muhtemel tablo”, tek başına Ak Parti hükümetini kesinleştiriyor. Kesin olmayan, MHP’nin baraj aşıp aşmamasına bağlı olan sandalye sayısı.

Bu arada bunca yıldır ona-buna “dönek” etiketi yapıştırma yetkisini sahip gözüken İlhan Selçuk, “tarihi” ama anlaşılır bir “döneklik” yaparak “Cumhuriyet’in yüksek çıkarları” gibisinden görünürde pek “ulvi” bir gerekçeyle MHP’ye, bir başka deyimle CHP-MHP “çöpçatanlığı”na meylettiğini açıkladı.

Daha seçim sonuçları ortaya çıkmadan, Türkiye’de bir çok çevrenin ve kişinin pulları dökülüverdi.

Seçim sonrasında, özellikle Cumhurbaşkanı seçimi konusunda “kriz” çıkartıp çıkartmamak “açmazı”na bu çevreler ve kişiler düşeceğe benziyor. Zira, Başbakan Tayyip Erdoğan, dünkü Akşam’da yayınlanan açıklamasında, yeni cumhurbaşkanını yeni seçilecek TBMM’nin seçeceğini, Ak Parti’nin “uzlaşma yoluna gideceği”ni ve “birden fazla cumhurbaşkanı adayı sunacağı”nı, halkın seçeceği cumhurbaşkanının bir sonraki cumhurbaşkanı olacağını ve ondan önce cumhurbaşkanı yetkilerininin azaltılmasına gidileceğini açıkladı.

Tayyip Erdoğan’ın, seçim sonucundan emin ve sorumlu bir başbakan olarak konuştuğu dikkat çekiyor.

Muhalefet, isterse, Ak Parti’yi “imkansız bir uzlaşma”ya zorlayarak yine de “kriz” çıkartabilir. Bunun sonucu, üç ay içinde bir kez daha seçim demektir. Bunu yaparlar mı? Hatta, 22 Temmuz’a dek, seçimleri imkansız hale getirecek bir “karambol”dan medet umarlar mı?

Göreceğiz.

Seçimlere iki haftadan az süre kala, görünen tablo ise, bu...

X