"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

22’nci güzele alışmak

ÇARE yok “22’nci güzel”e alışacağız.

Kimdir 22’nci güzel?

Ne olduğunu anlamak için önce öteki 21 güzele bakmak lazım.

Diyarbakır’da Kainat Güzeli seçiliyor.

21 ülke katılıyor.

Ülkelere bakıyorum, aralarında Rusya, Belçika, Tataristan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi ülkeler var.

Yani KKTC hariç hepsi, Birleşmiş Milletler üyesi...

Harbi devlet yani...

* * *

Saydım, tam 21 ülke...

21 ülke, 21 güzel kadın...

Bir de 22’nci kadın var.

Üzerindeki çapraz kuşağın üzerinde “Miss Diyarbakır” yazıyor...

Şimdi bunu nasıl yorumlayacağız?

-  “22’nci ülke desek...”

Çok tehlikeli.

-  “Ev sahibi şehir” desek, şu anki havaya yetmez...

-  “21 ülke artı bir desek...”

O artı bire ne isim takacağız?

Özerk bölge mi?

Otonom bölge mi...

* * *

Neyse fazla kaşımayalım.

Ama kimse, oradaki “Miss Diyarbakır” yazısındaki Diyarbakır’ın basit bir şehri ifade etmediğini görmediğimizi sanmasın.

Gördük ve alışıyoruz...

Şakayı bir yana bırakırsak, artık böyle şeylere alışmamız lazım.

“O bölge”, her gün farklı bir yolla, faaliyetle, şuyla buyla, orasının “farklı bir bölge” olduğunun altını çizecek.

-  Gelecek güzellik yarışmasında 22’nci güzelin kuşağının üstünde “Miss Amed” yazısını görürsek şaşırmayacağız.

-  Birtakım uluslararası kuruluşlar, hatta devletler orada özel bürolar, özel enstitüler kuracaklar.

Şaşırmayacağız...

-  Daha bir süre sonra başka bölgelerde, mesela “Miss İzmir”i göreceğiz.

Ona da alışacağız...

-  Nevruz’a “Newroz” denmesine alışan Türkiye, bunlara alışacak.

* * *

Biz alıştık da, Diyarbakır’ın muhafazakâr insanları güzellik yarışması fikrine alışamadılar.

7 Nisan’da yapılacak yarışma, Kutlu Doğum Haftası’na rastladığı için iptal edilmiş.

Öcalan haklıymış...

Orada federatif bir yapı kurulsa, Kürtlerle Türkler ayrılsa bile, muhafazakârlar bölünmeyecek...

Anlayacağınız üniter devleti şimdilik Kutlu Doğum Haftası kurtardı...

Yılmaz Erdoğan: Önünüzde diz çöktüm yalvarıyorum

DÜN akil insan listesine girmeyi reddeden Hülya Avşar’ın gerekçesini yazdım.

Bugün de bu görevi kabul eden bir sanatçının gerekçesini yazıyorum.

Yılmaz Erdoğan’ın.../images/100/0x0/55eb0af3f018fbb8f8a74a34

Kabul gerekçesi şu:

-  “Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda,
yanı başımda duruyorlar.”

BU KORKUSUZ ÖLÜM KOŞUSU ÜRKÜTÜYOR

İçindeki bu duyguyu, bir mektup olarak bütün Türkiye’ye iletmek istiyor.

-  “Bu bir mektup... Kuş, güvercin kanadına yazıldı” diyerek başlıyor ve devam ediyor:

-  “Kimin vicdanına konarsa o okusun diye...

Ölüm üzerine...

Mayın üzerine... Türk meselesi üzerine...

Güzel kelimeler ve çirkin kelimeler üzerine...

Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkân da yok lüzum da...

Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor.”

Akil insan olarak gideceği her yerde şunları haykıracak:

-  “Yeter

Hemen şimdi durun

Hiç haber geçmiyor artık ajanslar ölümsüz. İçinde acı olmayan gecemiz yok

Ne oldu diyorum, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye...”

Gittiği yerlerde iletecek şikâyeti var:

-  “Barış artık soytarı bir kelime...

Her ağızda var ama hiçbir yerde yok.

Nerede bu barış?

O, insanın icat ettiği en güzel kelime...”

HİÇ KIVIRTMADAN ÜZERİNE BASA BASA

Yalvaracak. Hem de hiç kıvırtmadan, her kelimenin üzerine basa basa, apaçık:

-  “Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum.

Gördüm, anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte.

Kendimi küçük düşürmek istiyorum. Taviz vermek istiyorum.

Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister tek Allah’a...

Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum.

Ne olur, durdur bu işi...

Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum.

İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten.

Süresiz ve sonsuza kadar.

Yalvarıyorum...

Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte...”


* * *

Bundan 7 yıl önce, günü gününe 23 Temmuz 2006’da...

Meşum bir gündü ve Türkiye kalleş bir mayında parçalanmış çocuklarına ağlıyordu.

Yılmaz o gün beni arayıp aynen şunu söylemişti:

“Dün gece sabaha kadar uyuyamadım. Oturup  bir mektup yazdım.

Bunu yayınlar mısınız?”

İçeriğinin ne olduğunu dahi sormadan, “Hemen gönder, yayınlayacağım” demiştim.

İşte bir bölümünü verdiğim o mektubu göndermişti.

Bu mektup 24 Temmuz 2006 günü Hürriyet’te dokuz sütun manşetti.

Türkiye günlerce o mektubu konuşmuştu. O yalvarma şimdi bir göreve dönüşüyor.

Eminim, o günkü yalvarışını gidip herkese anlatacak.

* * *

Bazıları itiraz etse de, ben Akil İnsan Projesi’ni çok yararlı buluyorum.

O listede Yılmaz Erdoğan adını görünce, bu duygum daha da kuvvetleniyor.

Bu dönemde gerçek akil insanlara çok ihtiyacımız var...

 

X