Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

2011’de dikkat edilecek noktalar

YENİ yılın ülkemize mutluluk getirmesini dilerken, 2010’un en önemli olayının Anayasa değişikliği olduğuna şüphe yok.

Paketin özünde yargı düzenlemesinin yattığı artık apaçık; çünkü diğer maddelerle ilgili ilerleme söz konusu değilken, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) konusunda çok mesafe alındı.
AYM’ye atanan bazı yeni üyeler, ‘hukuka sorunlu bakıyor’ eleştirisi alırken, HSYK düzenlemesinin AB normlarına uymadığını savunanlar hiç de az değil.
AB, Adalet Bakanı ile müsteşarının kurul üyesi olmasına itiraz ederken, bugün bu iki ismin yanına, bakanlıktan iki de müsteşar yardımcısı eklendi.
Bu durumun, “Yetmez; ama evet” diyenlerle AB çevrelerinde nasıl bir etki yarattığı; hâlâ pakete reform diye bakıp bakmadıkları merak edilse de 2011’de en yakından izlenmesi gereken iki kurumun AYM ve HSYK olacağı kesin. 
İLERLEME DEĞİL GERİLEME RAPORLARI
Doğrusu Egemen Bağış Başmüzakereci atandığında, AB’yi destekleyen herkes 2005’ten beri uyutulan bu konuda ciddi ilerleme yaşanacağına inandı.
Şimdi durum ne diye bakıldığında ise ciddi bir hayal kırıklığı söz konusu.
Ankara’da AB ile ilgili yerli/yabancı kimle konuşsanız söylenen şu:
“Bağış, örneğin, ‘Rekabet başlığının’ müzakereye açılması için masaya oturduğunda kurmaylarının verdiği, ‘Türkiye her şeyi tamamladı’ bilgisine inanmıştı; oysa AB tarafı eksikleri tek tek sayınca sadece şaşırdı.”
Bağış’ın, AB konusunda beklenen önderliği gösteremediği çoğu çevrede kabul bulan bir gerçek olmaya başladı; ama daha kötüsü AB merkezlerindeki bakış.
Bağış’ın, referandum sırasında, “Hayır diyenlerin aklına şaşarım” ve “Öğrenciler, polise karşı orantısız güç kullandı” dediğinde bu sözlerin AB çevrelerinde alkışlandığını kimse sanmasın; hatta aksi daha doğru.
Demek istiyorum ki 2011’de, AB’ye çok yakından bakılsın; çünkü artık ilerleme değil gerileme raporlarından söz etmek daha doğru bir yaklaşım.
ARKASINDA DURULAN GENEL BAŞKAN
Yakından izlenecek çok konu var; ama birine daha değinip DP’ye geçeceğim.
Sekiz yıldır muhalefetlerini, sadece muhalefete karşı gösteren ‘muhafazakâr’ ve ‘liberal’ aydınların, ilerki yıllarda McCarthy dönemini anımsatmada kullanılabilecek çizgilerini değiştirip değiştirmeyeceklerine de bakmalı.
Örneğin iki sözcüklerinden biri ‘AB’ olan ‘liberaller’, AKP’yi en azından bu alanda uyarmaya başlayacaklar mı, iki konuda da umutsuzum, ama görelim.
DP’yle ilgili perşembe günkü yazım üzerine arayan çok oldu.
O konuşmalar ışığında, kongresine 13 gün kala, DP’de son durum şöyle:
İlhan Kesici’ye DYP kanadından gelen muhalefet Hüsamettin Cindoruk’tan çok daha derinden geliyormuş; çünkü Cindoruk, Kesici’yi arayıp “Gel” demiş.
Tabii işin Kesici tarafı da var; “Zaman kısa, şimdi yola çıktığımda başarısız kalırsam yük üzerime yıkılır” diye düşünüyor; ancak, “Yola şimdi çıkmayacaksın da ne zaman çıkacaksın?” sorusunu yanıtlamakta zorlanıyor.
Aslında lider işi çok da zor değil; çünkü tabanın bir isim ısrarı yok.
Tek beklentilerini; “DYP ve ANAP’ta genel başkanlık yapmış tüm lider kadronun arkasında durduğu bir isim bize yeterli” diye özetleyebiliriz. Önerilen formül ise ittifak ve ona ilaveten her ilde, partisine bakmadan, oy potansiyeli yüksek isimlerin, DP listesinden milletvekili adayı yapılması.
İlginç bir öneri doğrusu; ama mevcut yapının gitmeyeceği açık seçik ortada olduğuna göre, ilk yapılacak şey kongreden yeni bir genel başkanla çıkmak.
X