2002'de dalgalı kura devam

Hürriyet Haber
02.01.2002 - 10:19 | Son Güncelleme:

Merkez Bankası 2002 yılı parasal programını açıkladı. Yeni yılda dalgalı kur rejimine devam edileceği ve dövizde sadece aşırı dalgalanmalara müdahalenin söz konusu olacağı belirtildi.

Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada Türkiye'nin şu andaki ekonomik yapısına en uygun rejimin dalgalı kur olduğu belirtiliyor. 2002 yılında döviz ihalelerinin devam edebileceği kaydedilirken vadeli işlemler uygulamasına da işlerlik kazandırılacağı vurgulanıyor.

Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada, ``2002 yılında para ve kur politikası ve muhtemel gelişmeler`` değerlendirildi.

Merkez Bankası, temel parasal büyüklükolan para tabanının, 2002 yılı sonunda bir yıl öncesinin aynı döneminekıyasla yüzde 40 oranında yükselmesinin hedeflendiğini bildirdi.

Açıklamaya göre, 2002 yılına parasal hedefleme ile başlanacak ve gelecek dönem enflasyonuna odaklanan bir para politikası uygulanacak.

Aralık 2001`de son verilen döviz ihalelerine, 2002 yılında aynı koşullar oluşursa önceden bilgi verilerek yeniden geçilebilecek.

Açıklamanın `` Ekonomik ortama ilişkin temel varsayımlar`` bölümüne göre, Para ve kur politikası ayrıca, mali disiplin ve kamu kesiminde yeniden yapılanmayla ilgili uzun vadeli taahhütlerin gündeme geleceği, bankacılık sektörünün 2001 yılında alınan önlemlerle güçlendirilen yapısının ek önlemlerle daha da kuvvetlendirileceği ve böylece Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ile başlatılan bankacılık reformunun tamamlanacağı temel varsayımına dayandı.

İktisadi temelleri giderek sağlamlaştıran ve Türkiye ekonomisinin geleceğine daha güvenle bakılmasını sağlayan ``iktisadi reformların süreceği, resmi dış kaynak girişi ile borç stokunun kısa vadede sürdürülebilirliği ile ilgili endişelerin ortadan kaldırılacağı`` bir ekonomik ortamın oluşturulacağı temel varsayımından yola çıkıldı.

"Bu, olumlu ekonomik ortamın sağlanması olasılığının son derece yüksek olmasıdır`` denilen açıklamada, buna neden olarak 2001 yılında gerçekleştirilenler hatırlatıldı.

2001 YILINDA GERÇEKLEŞTİRENLER

Açıklamada, 2001 yılında hayata geçirilen, bir dizi yapısal reform hakkında bilgi verildi.

Uluslararası ölçütler açısından son derece iddialı bir faizdışı bütçe fazlası hedefi açıklandı ve bu hedefe ulaşıldı. Bankacılık alanında bir dizi önlem alındı. Kamu bankaları yıllardan beri ilk defakar edebilir konuma getirildi.

Öte yandan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile, 2001`in yaz aylarında yaşanan ekonomik gelişmeler, reform sürecinden sapılmasının,ya da bu sürecin aksatılmasının ne gibi sonuçlar doğuracağını çok net biçimde herkese gösterdi.

"ARJANTİN`DE YAŞANANLAR DERS"

Arjantin`de yaşananların da, bu açıdan sayısız ders ile dolu olduğu ifade edilen açıklamada, ``para ve kur politikasını tasarlarken, kontrol etme şansımız olmayan ekonomik ortama ilişkin yukarıda yapılan temel varsayım, 2001 deneyimi ışığında son derece gerçekçi bir varsayım olarak görünmektedir`` denildi.

Ancak yine 2001 deneyimi, iktisadi temellerin giderek düzeltilmesinin her zaman istenilen sonuçların elde edilmesini garanti etmediğini, bir kez daha gösterdi.

2001 Şubat krizinden Ağustos ayına kadar olan dönem ile 11 Eylül olaylarını izleyen bir aylık dönemde, iktisadi temellerdeki düzelmeye karşın, faiz haddi yüksek düzeylerde kaldı ve Türk Lirası sürekli olarak değer yitirdi.

İÇ BORÇLARA İLİŞKİN ŞÜPHE

Açıklamaya göre bu durum, iç borçlanmanın çevrilemeyeceği şüphesini yaygınlaştırırken, bunun sonucunda artan risk primi nedeniyle, faiz haddi daha da yükseldi ve döviz kuru sürekli yükselme eğiliminde oldu.

Bu gelişmeler iç borçlanmanın sürdürülebilirliği hakkındaki şüpheleri daha da artırdı. Başka bir ifadeyle, kendi kendini besleyen olumsuz bir süreç gözlendi. Açıklamada, şöyle denildi:

``İktisadi temellerdeki düzelmenin, hedeflere ulaşılması için tek başına yeterli olmayacağı, iktisat literatüründeki son teorik gelişmeleri yakından izleyenler ve ülke deneyimlerini inceleyenler açısından hiç de sürpriz değildir.

Nitekim, 17 Ağustos 2001 tarihinde kamuoyuna yapılan açıklama ile bu gerçeğe dikkatler çekilmiş ve aynı iktisadi temellerin çok farklı sonuçlara yol açabileceği vurgulanmıştı.

Farklı sonuçlara ulaşılmasının arkasındaki temel neden, iktisadi birimlerin bekleyişleridir. Aynı iktisadi temeller, bekleyişlerin olumlu olması halinde ekonomiyi daha düşük faiz ve döviz kuru dengesine doğru yönlendirecekken, olumsuz bekleyişler ekonomiyi yüksek faiz ve yüksek döviz kuru dengesine sürükleyecektir. Teknik deyişle, bir ekonomide herhangi bir anda ulaşılması mümkün denge sayısı birden fazla olabilmektedir.``

11 EYLÜL

Ağustos ayının özellikle ikinci yarısından başlayan ve 11 Eylül 2001`de sona eren dönem ile 2001 Ekim ortalarından itibaren yaşananların, bunun en açık kanıtı olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

``Özellikle bu ikinci dönemde, 2002 yılında da çok ciddi bir mali disiplin sağlanacağı ve yapısal reformlara devam edileceğinin anlaşılması ve IMF`nin de bu durumu dikkate alarak ek dış finansman sağlayacağının belli olması, olumsuz iktisadi bekleyişleri olumluya çevirmiştir.

Bekleyişlerdeki bu değişiklik nedeniyle, faiz oranlarında önemli bir düşüş sağlanmış ve daha önceki basın duyurularımızda oluştuğuna dikkat çektiğimiz döviz kurundaki köpük patlamıştır.``

Para ve kur politikasını tasarlarken yapılan ikinci temel varsayım ise 2001 yılında iktisadi temellerdeki düzelmeye karşın iktisadi bekleyişlerin olumsuz olmasına yolaçan ve her biri birer şok niteliğindeki gelişmelerin, 2002 yılında yaşanmayacağı olgusuna dayanıyor.

"ŞOKLARA YER YOK"

Şüphesiz Merkez Bankası olarak, bu tür şokların oluşması halinde ne tür bir politika izleneceğine dair planların mevcut olduğu, ancak 2002 yılına ilişkin temel senaryoda bu tür şoklara yer olmadığı ifade edilen açıklamada, devamla şöyle denildi:

``Özellikle iki tür şoka dikkat çekmek istiyoruz. Birincisi, programdan sorumlu olanların "Acaba, programdan vaz mı geçiliyor?" şüphesini uyandıran tartışmalarıdır.

Sevinerek gözlenmektedir ki, bu tür tartışmalar Ağustos 2001`den itibaren gündemden düşmüştür. İkincisi, gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde oluşabilecek bir mali krizdir. Yine, memnuniyetle ifade edilmesi gerekir ki, hem maliye hem de para politikası uygulamaları açısından Arjantin ekonomisi ile Türkiye ekonomisinin son derece farklı iki ekonomi oldukları, artık iyice anlaşılmıştır.``

MERKEZ BANKASINA DÜŞÜN GÖREVLER

İktisadi bekleyişleri daha iyiye götürmek açısından Merkez Bankası`na da önemli görevler düştüğü vurgulanan açıklamada, bunun yolunun şeffaflıktan, diğer bir deyişle, gelecekte uygulanacak para politikalarının ana çerçevesi ve operasyonel kurallardaki değişikliklerin şimdiden kamuoyuna açıklanması ve bu çerçevede alınacak kararların arkasındaki gerekçelerin duyurulmasından geçtiği kaydedildi.

Merkez Bankası, 2002 yılında ``sabit, artış hızı sabit ya da sık sık müdahale edilen ve döviz kurunun iktisadi temellerle uyuşmayan bir düzeyde tutulmaya çalışıldığı`` bir kur rejimi uygulanmayacağını bildirdi.

Bu arada 2002 yılında, 2001 yılının tersine ekonomide döviz arz fazlasının oluşması, kuvvetli bir olasılık olarak görülüyor.

``Bekleyişlerin şekillendirilmesi`` bölümünde, ekonomik birimlerin aldıkları iktisadi kararların çoğunun geleceğe ilişkin olduğu hatırlatıldı.

Açıklamaya göre, ``faiz oranları, döviz kuru, enflasyon ve büyüme hızının`` gelecekte alabilecekleri değerlerin şimdiden kestirilebilmesi, geleceğe ilişkin belirsizlikleri azaltacak ve daha sağlıklı kararlar alınmasını sağlayacak.

İDEAL DENGE DURUMU

Bu genel saptamadan yola çıkarak, faiz oranları, döviz kuru, fiyatlar genel düzeyi ve büyüme hızının uzunca bir süre sabit kalacağı, bir ``ideal denge`` durumundan söz edilebilecek.

İstikrarlı bir ekonomik ortamın önkoşulunun, iktisadi temellerin düzgün olması olduğu ifade edilen açıklamada, ``iktisadi temellerin düzgün olmadığı bir ülkede, şu ya da bu para politikası ya da kur rejimi ile, istikrarlı bir ekonomik ortam yaratmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır`` denildi.

Açıklamaya göre, Türkiye ekonomisinin bir yandan iktisadi temelleri düzeltilmekte, bir yandan da geçmişteki bozukluklara yol açan yapı, kalıcı biçimde ve olumlu yönde dönüştürülüyor.

ÜÇ TEMEL ARTERNATİF

Şüphesiz, sadece sıkı para ve maliye politikası ile yapısal reformlara bel bağlayıp, bekleyişleri gözardı etmek, arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını geciktirecek.

Para politikasının temel işlevlerinden birinin de, bekleyişlerin şekillenmesine yardımcı olmak olduğu hatırlatılan açıklamaya göre, 2002 yılında bu amaçla kullanılabilecek ``döviz kuru çapası, parasal hedefleme ve enflasyon hedeflemesi`` olmak üzere, üç temel alternatif bulunuyor.

Döviz çapasından kastedilenin, ``sabit döviz kuru ya da artış hızı sabit döviz kuru politikası`` olduğu kaydedilen açıklamada, bu tür birkur rejiminin çok daha gevşeğinin, pek çapa işlevi görmese de merkez bankalarının sık müdahaleleriyle döviz kurunu öngörülebilir bir düzeyde tutmaya çalıştıkları kur rejimi olduğu belirtildi.

KUR POLİTİKASI

Buna göre 2002 yılında sabit, artış hızı sabit ya da sık sık müdahale edilen ve döviz kurunun iktisadi temellerle uyuşmayan bir düzeyde tutulmaya çalışıldığı bir kur rejimi uygulanmayacak.

Buna neden olarak, 2000 yılında bu tür bir kur rejimi uygulanmaya başlandığı ve Şubat 2001 Krizi ile bu rejim çökmesi gösterildi.

Çöken bir rejimin yerine, kısa sürede aynısı ya da benzerini koymaya çalışmanın ise bu rejimlerin ``inandırıcılık, kredibilite`` gibi unsurlara temelden bağlı oldukları dikkate alındığında, hiç de gerçekçi olmadığı ifade edildi.

Açıklamada, son yıllarda pek çok ülkenin, bu tür kur rejimlerini terk ettiği ve dalgalı kur rejimine geçtikleri hatırlatıldı.

İkinci ve esas neden ise bu tür bir rejimin mevcut koşullarda Türkiye ekonomisi için yararlı görülmemesi gösterildi.

Açıklamada şöyle denildi: ``Neden sabit ya da öngörülebilir kur rejimi istenmektedir? Sorunun yanıtı basittir, ama çok önemlidir: Yıllardır giderek bozulan iktisadi temeller, ekonomik birimleri döviz cinsinden işlemlere yöneltmiş ve dolayısıyla döviz kuru, karar alınırken dikkate alınan önemli bir değişken haline gelmiştir.

Ücretler ve fiyatların yabancı para birimlerine endekslendiği, hatta kimi zaman yabancı para birimleri cinsinden belirlendiği, tasarrufların önemli bir kısmının yabancı para birimleri cinsinden tutulduğu, bilançoların varlık ya da yükümlülük tarafında yabancı parabirimi cinsinden kalemlerin önemli bir paya sahip olduğu bir ekonomik yapı, şüphesiz, istenilir ve sürdürülebilir bir ekonomik yapı değildir. Zira böyle bir yapı, krizlere karşı son derece hassas bir yapı anlamına gelmektedir.``

BU DURUM MUTLAKA DEĞİŞMELİ

Bu durumun, mutlaka değişmesi gerektiği kaydedilen açıklamaya göre, bu değişimin yolu, döviz kurunu suni ve sürdürülemez yollarla ``öngörülebilir`` kılmaktan geçmiyor.

İktisadi temellerdeki düzelme ve yapısal reformlar, bu yapıyı değiştirmenin önkoşulu. 2002 yılında da uygulamaya devam edilecek dalgalı kur rejimi, bu yapının değişmesine yardımcı olacak.

2002 yılında, tıpkı 2001 Ağustos ayından itibaren olduğu gibi, Merkez Bankası müdahaleleri en alt düzeyde tutulacak. Merkez Bankası sadece aşırı oynamalara müdahale edecek.

DÖVİZ İHALELERİ

IMF tarafından bütçe açığının finansmanı için verilen mali desteğin Merkez Bankası`na gelmesi ve Hazine`ce Türk Lirası`na çevrilerek iç finansman gereksiniminin giderilmesi için kullanılması sonucu, 2001 yılında programlı biçimde piyasaya Türk Lirası likidite çıktı.

Merkez Bankası, piyasaya çıkan bu likiditeyi çekmek üzere, diğer bir deyişle sterilize etmek amacıyla, programlı döviz satış ihaleleri gerçekleştirdi.

Dolayısıyla, IMF`nin mali desteği nedeniyle piyasaya çıkan likidite, yine IMF`den gelen mali destek kullanılarak piyasadan çekildi.

Açıklamada `` ne bu yolla piyasaya likidite çıkması bir monetizasyondur ne de bu likiditenin çekilmesi, döviz kurunu belli birdüzeyde tutmak için yapılan bir müdahaledir`` denildi.

IMF`nin ek kaynak bütçe finansmanı için, 2001 yılında önemli ölçüde dış destek verdiği belirtilen açıklamaya göre, IMF`nin iç düzenlemeleri nedeniyle bu kaynağı Hazine, Merkez Bankası üzerinden kullanabildi. Sonuçta, sisteme geçici bir süre için Türk Lirası likidite çıktı. Ancak hemen geri çekildi.

GEREKİRSE DÖVİZ İHALELERİ YAPILACAK

Ne yazık ki, kimi zaman bu yalın gerçeğin gözardı edildiği ve bu ihalelerin, dövize müdahale olarak algılandıği ifade edilen açıklamaya göre, Aralık 2001 tarihinde son verilen bu ihalelere, 2002 yılında aynı koşullar oluşursa, önceden kamuoyuna bilgi vererek tekrar geçilebilecek.

Bu arada Ramazn bayramının hemen öncesi ve sonrasında, döviz kurlarının daha fazla düşmesini engellemek üzere, Merkez Bankası`nın ``kamu bankalarını kullanarak piyasaya dolaylı müdahalede bulunduğu`` söylentilerinin gündeme geldiği de hatırlatılan açıklamada, bu tür bir dolaylı müdahalenin, ``giderek çok sayıda ekonomik birimi dalgalı kur sistemine en üst düzeyde alıştırma ve böylelikle bu sistemi yerli yerine oturtma`` amacıyla temelden çeliştiği vurgulandı.

DÖVİZ FAZLASI

Açıklamaya göre, Dalgalı döviz kuruna dayalı ekonomik program uygulayan ülke deneyimlerine benzer şekilde, Türkiye`de de, önümüzdeki dönemlerde olası bir ters para ikamesi süreci ve güçlü ödemeler dengesinin sonucu olarak, 2001 yılının tersine ekonomide döviz arz fazlasının oluşması kuvvetli bir olasılık.

Bu durumda, dalgalı döviz kuru rejimi ile çelişmeyecek ve döviz kurunun uzun dönemli trendi ve doğal denge değerini bozmayacak şekilde, döviz rezervlerini arttırmaya yönelik yöntemlerin şeffaf biçimde kullanılması söz konusu olabilecek.

Bu tür yöntemleri kullanma gereği ortaya çıkarsa, Merkez Bankasınca yapılacak düzenlemeler şeffaflık ilkesi uyarınca önceden bankalara ve kamuoyuna eşanlı olarak duyurulacak.

Açıklamada, şu görüşlere yer verildi: ``Döviz cinsinden işlemlere ve döviz kuruna dayalı ekonomik yapının değişmesinin gerektiğini söylemek, bu yapıyı gözardı etmek ya da bu yapının bugünden yarına değişebileceği düşüncesine kapılmak anlamına gelmemektedir.

Aksine, bir yandan bu yapıyı değiştirme sürecini mümkün olduğunca çabuklaştırmaya çalışmak, diğer yandan da bu yapıyı dikkate alarak bazı düzenlemeler yapmak gerekmektedir.``

DÜZENLEMELER

Bu amaçla, bankalararası para ve döviz efektif piyasalarına ilişkin bir dizi düzenlemeye de gidiliyor.

Buna neden olarak, Merkez Bankası`nın bu piyasaların oluşturulması sürecinde üstlendiği ``aracılık`` işlevine, bu işlevin artık tamamlanmış olması nedeniyle tedrici biçimde son verilmesi olduğu gösterildi.

Böylelikle piyasa katılımcıları, maruz kaldıkları kredi riskini daha sağlıklı biçimde algılayabilecek, bu ve benzeri riskler fiyatlara en uygun biçimde yansıtılabilecek ve yeni mali araçların geliştirilmesi özendirilmiş olacak.

Bankanın aracılık işlemlerine tedrici olarak son verilecek olması ise bankaların bu piyasalar kanalıyla ulaşma imkanı buldukları likidite miktarında azalmaya neden olmayacak.

Aynı amaçla, vadeli döviz sözleşmelerinin işlem gördüğü vadeli işlemler piyasasına işlerlik kazandırılmasına yönelik bir dizi önlem kısa zamanda hayata geçirilecek.

Türk Lirası faiz oranı üzerinden ``vadeli işlem`` yapılacak bir piyasanın oluşturulmasının yararlı olacağı da düşünülüyor.

Merkez Bankası, 2002 yılına parasal hedefleme ile başlanılacağını ve aynı zamanda ``gelecek dönem enflasyonu`na`` odaklanan bir para politikasının uygulanacağını bildirdi.

Koşullar oluştuğunda ise açık biçimde enflasyon hedeflemesi politikasına geçilecek.

Merkez Bankası`nın, ``2002 yılında para ve kur politikası ve muhtemel gelişmelerin`` değerlendirildiği açıklamasının ``para politikası`` bölümünde, ileriye yönelik belirsizlikleri azaltmak ve bekleyişleri şekillendirmek amacıyla, 2002 yılında kullanabilecek parasal hedefleme ve enflasyon herdeflemesi olmak üzere iki tür nominal çapa bulunduğu belirtildi.

Açıklamaya göre, ``gelecek dönem enflasyonu`na`` odaklanan bir para politikası, aynı zamanda ``örtük bir enflasyon hedeflemesi`` anlamına geliyor. Koşullar oluştuğunda ise açık biçimde enflasyon hedeflemesi politikasına geçilecek.

Para tabanı olan hedeflenen temel parasal büyüklük, emisyon, Türk Lirası ve serbest mevduat olmak üzere 3 değişkenin toplamından oluşuyor.

2002 yılında para tabanının, nominal milli gelir büyüme hızı kadarartması hedefleniyor. Böylelikle, 2002 yılı sonunda para tabanı bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde 40 oranında yükselecek.

PERFORMANS KRİTERİ

Ayrıca, yeni "Niyet Mektubu"nda para tabanı bir performans kriterine dönüştürülüyor. Para tabanının gösterge niteliğinden performans kriterine yükseltilmesinin temel nedeni olarak, enflasyona karşı daha güçlü bir çapa atmak arzusu gösterildi.

Bir diğer performans kriteri değişkeni olan ``net uluslararası rezervlerin``, dönemler itibariyle belli bir alt sınırın aşağısına inmeyeceği taahhüt ediliyor.

Bilançonun bir diğer alt kalemi olan ve yurtiçine kredi açmak suretiyle Merkez Bankası`nın ne ölçüde para yarattığını ölçen ``net içvarlıklar`` kalemi ise gösterge niteliğinde bir büyüklüğe dönüştürülüyor.

LİKİDİTE FAZLASI

Yeni program çerçevesinde, uluslararası kuruluşlar tarafından sağlanması beklenen ek dış finansmanın Hazine tarafından bütçe ihtiyaçlarında kullanımı, piyasaya ek likidite çıkmasına sebep olacak.

Merkez Bankası, yaratılan fazla likiditeyi, Hazine ile koordineli şekilde ve piyasa mekanizmalarına dayalı şeffaf yöntemlerle hedeflenen enflasyon doğrultusunda çekecek.

Para tabanı için konulan hedef ile 2002 yılına ilişkin para talebi tahminleri arasında ise yakın ilişki bulunuyor. Her tahmin için geçerli olduğu gibi, bu tahminde de bir hata payı söz konusu bulunuyor.

Özellikle, 2002`de gerçekleşmesi beklenilen ``ters para ikamesinin`` alacağı boyuta bağlı, tahmin hatasının düzeyi değişebilecek.

"ÇELİŞKİ YOK"

Bu nedenle, ters para ikamesine bağlı, para tabanı artış hızı hedefini ileride revize etmek söz konusu olabilecek.

Buna göre Nominal çapa olarak seçilen bir büyüklüğe ilişkin revizyon ihtimalinden sözetmek ilk bakışta bir çelişki gibi görünmekle birlikte, aralarında herhangi bir çelişki bulunmuyor.

Parasal hedefleme ile amaçlanan, makroekonomik hedeflerle uyumlu bir parasal genişlemenin ötesine geçmemek ve geçilmeyeceğine ekonomik birimleri ikna etmek, diğer bir deyişle para arz fazlası yaratmamak ve yaratılmayacağına ilişkin bekleyiş oluşturuyor.

Ters para ikamesi, Türk Lirası talebinin döviz talebi aleyhine artması anlamına geliyor. Diğer bir deyişle, bu koşullar altında para talebi artmış oluyor.

Talepteki bu artış dikkate alınarak, para tabanı arzına ilişkin hedefin revize edilmesi, para arzı fazlası oluşacağı anlamına da gelmiyor. Dolayısıyla, bu revizyon nedeniyle programın öngördüğünün üzerinde bir enflasyon düzeyine ulaşılması olasılığı bulunmuyor.

KISA VADELİ FAİZLER

Bu arada Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesine geçmeyi beklemeden, kısa vadeli faizleri enflasyona yönelik kullanacak.

Diğer bir deyişle, para tabanı talebi tahmininde bazı sorunlar olsa da veya başka ülkelerde gözlendiği gibi para tabanı ile enflasyonoranı arasındaki ilişki bazen zayıflasa da, ``örtük enflasyon hedeflemesi`` politikası, söz konusu sakıncaları en aza indirecek ve ek bir çapa işlevi görecek.

Merkez Bankası, enflasyonun gelecekte alabileceği değerleri dikkate alarak, kısa vadeli faiz oranlarında değişikliğe gidebilecek. Böylelikle, sadece para tabanı çapası ile yetinilmiyor. Bir de öngörülen enflasyona bağlı olarak ek önlemler alınacağı taahhüt ediliyor.

CARİ ENFLASYON

Açıklamada, her ekonomide cari enflasyon oranının, geçmişte yaşananların bir sonucu olarak ortaya çıktığı ifade edilirken, ``diğerbir deyişle, yakın geçmişteki maliyet ve talep unsurları ile ekonomik birimlerin bekleyişleri, belli bir gecikmeyle cari dönemdeki enflasyon oranını belirliyor`` denildi.

Buna göre eğer, cari dönemdeki enflasyon oranını belirleyen bu unsurların geçmişte kalan hareketlerinin aynen gelecekte de devamı sözkonusu ise şüphesiz, geleceğin enflasyon oranı da cari dönemdekinden ve geçmiştekinden farklı olmayacak.

Aksine, enflasyon oranını belirleyen unsurlardaki geçmiş hareketlerin gelecekte sürmeyeceği ve tersine döneceği ihtimali çok kuvvetli ise gelecek dönemin enflasyonunun cari dönem enflasyonundan giderek farklılaşması ihtimali de çok kuvvetli olacak.

Bu nedenle, fiyat istikrarını amaçlayan merkez bankaları geçmişte ve cari dönemde enflasyonda yaşanan gerçekleşmelerin arkasındaki nedenleri değerlendirmekte, bu nedenlerin gelecekte ne ölçüde geçerli olacaklarını irdelemekte ve kararlarını bu irdelemenin sonuçlarına göre alıyor.

PARA POLİTİKALARI

Merkez Bankası da, fiyat istikrarına ulaşma temel amacı doğrultusunda alacağı ``para politikası`` kararlarını, enflasyonu belirleyen unsurlardaki geçmiş birkaç aylık gelişmelere bakarak değil, geleceğe bakarak oluşturuyor.

Bu nedenle, piyasa oyuncularınca sadece o ay için açıklanan enflasyon oranının düzeyine bakılarak Merkez Bankası`nın kısa vadeli faiz oranlarını ne yönde değiştirmesi gerektiğinin irdelenmesi hatalı olacak.

Para politikası tümüyle enflasyona odaklanacağından, enflasyonun mevcut düzeyi ve gelecekte alabileceği değerler hakkındaki Merkez Bankası değerlendirmeleri kamuoyu açısından önem taşıyacak.

Şeffaflık ilkesi gereği, bu değerlendirmeler kamuoyu ile paylaşılacak. Her ay açıklanan enflasyon oranı hakkındaki Merkez Bankası analizi, her iki anketten elde edilen geleceğe yönelik enflasyon bekleyişleri ve ileriye yönelik Merkez Bankası bekleyişleri açıklanacak.

ENFLASYON HEDEFLEMESİ

Böylelikle, bir önceki maddede değinilen yanlış değerlendirme riskinin de en aza ineceği düşünülüyor. Enflasyon hedeflemesi rejiminin koşulları oluştuğunda ise bu rejim açıklıkla uygulanmaya başlanacak.

2001 yılı içinde böyle bir rejime geçilmesini engelleyen temel unsurlardan birisinin, ``iç borçların sürdürülebilirliği`` hakkındaki şüpheler olduğuna işaret edilen açıklamada, devamla şöyle denildi:

``Bu şüphelerin yaygınlaşması, kısa vadeli faiz oranlarının enflasyonist gelişmelere karşı kullanılmasını zorlaştırdı. Son aylarda gerçekleşen son derece olumlu gelişmeler sayesinde iç borçların sürdürülebilirliği çerçevesinde yapılan tartışmalar gündemden çıktı.

2002 yılı için düşünülen ekonomik ortamın gerçekleşmesi ile bu tür tartışmalara, 2002 yılında yer olmayacak. Dolayısıyla, reform sürecinin 2002 yılında da aksamadan sürdürülmesi ve faizdışı fazla hedefine uygun gelişmelerin yaşanması, enflasyon hedeflemesi rejimine geçişin önündeki engellerden bir tanesini kaldıracak.``

Bu rejime geçişin ertelenmesine yol açan diğer iki unsurdan birincisinin, ``geçmiş enflasyona dayalı fiyatlama`` alışkanlığı olduğu hatırlatılan açıklamaya göre, geçmiş enflasyon yerine gelecekteki enflasyona endekslenen fiyatlama biçiminin giderek yaygınlaşması, enflasyon hedeflemesi uygulamasının sonuç vermesini kolaylaştıracak.

Bu çerçevede, özellikle kamu sektörünü ilgilendiren bazı alanlardaki geçmişe endeksli fiyatlandırma mekanizmalarının en aza indirilmesi gerekiyor.

GELİR KAYIPLARI

Bu mekanizmaların kaldırılması önündeki engellerden birisinin, şüphesiz oluşacak gelir kayıpları olduğu belirtilen açıklamada, ``ancak, bu gelir kayıplarını telafi edecek yöntemlerin bulunması gerekmektedir`` denildi.

İkincisinin ise döviz kuru artış hızı ile enflasyon oranı arasındaki ilişkinin hala çok kuvvetli olması olduğu kaydedilen açıklamaya göre, dalgalı kur rejiminin, diğer ülke deneyimlerinde de olduğu gibi bu ilişkiyi zayıflatacağı düşünülüyor.

Para tabanının artış hızı üzerine konulan kısıtlar ve örtük enflasyon hedeflemesi uygulaması, sadece enflasyon bekleyişlerini şekillendirmeyi amaçlamıyor.

Bu politikanın bir diğer önemli amacının da, enflasyonu belirleyen iç talep ve maliyetleri etkileyen unsurlarının, enflasyonu düşürecek yönde ve doğrudan kontrol etmeye çalışması olduğu bildirilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:

``Şüphesiz tek başına para politikası yoluyla, enflasyonla mücadele etmek mümkün değildir. Mali disiplin sağlanmadan, bekleyişleri doğrudan etkileyen reform süreci kesintisiz uygulanmadan, enflasyonla mücadele yapılamaz. 2002 yılında uygulamaya konulacak yeni üç yıllık program bu açıdan bir bütündür ve amaçlarından birisi de, enflasyonla sağlıklı bir biçimde mücadele edilmesidir.``

Merkez Bankası, 2002 yılı içinde para politikasının ana amacının ``enflasyonu düşürmek`` olacağını bildirdi.

erkez Bankası`nın, ``2002 yılında para ve kur politikası ve muhtemel gelişmeleri`` değerlendirdiği açıklamasının ``Para ve kur politikalarının operasyonel çerçevesine yönelik düzenlemeler`` bölümüne göre, Banka enflasyon hedeflemesine geçmeyi beklemeden kısa vadeli faizleri enflasyona yönelik kullanmaya başlayacak.

Diğer bir deyişle, enflasyonun gelecekte alabileceği değerleri dikkate alarak kısa vadeli faiz oranlarında değişikliğe gidebilecek. Kısa vadeli faiz oranları yoluyla enflasyonla mücadelede beklenen sonuçların alınabilmesi, kısa vadeli faiz oranlarındaki dalgalanmaların dar bir aralıkta sınırlandırılmasını gerektirecek.

Bu da Merkez Bankası`nın Türk Lirası borçlanma ve Türk Lirası fonlama faizleri arasındaki koridorunun amaç doğrultusunda belirlenmesi ve Açık Piyasa İşlemleri (APİ) çerçevesinde etkin bir Türk Lirası likidite yönetimi yapılması suretiyle başarılacak.

Bankacılık sisteminde devam eden yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalara önümüzdeki süreçte de hız kesmeden süreceği düşünülüyor.

2002`de uygulanacak olan dış finansman imkanları ile kuvvetlendirilmiş ekonomik program, mali piyasa koşullarında son dönemde gözlemlenen düzelmenin kalıcı olmasını sağlayabilecek.

Bankacılık sisteminin kuvvetlendirilmesine 2002 yılında da devam edilecek olmasının bir yan sonucu olarak, para politikasının yüz yüze kalacağı baskı hafifleyecek.

"GEÇ LİKİDİTE PENCERESİ" UYGULAMASI BAŞLAYACAK

Bu çerçevede, Türk Lirası likiditesini düzenleme operasyonlarına taraf olan bankaların kuvvetlendirilmiş bir bankacılık sisteminin üyeleri olacak olmaları nedeniyle Merkez Bankası, Bankalararası Para Piyasası`nda (BPP) 16:00-16:30 saatleri arasında `borç veren son merci` fonksiyonu çerçevesinde ``geç likidite penceresi`` uygulamasınabaşlayacak.

Bu imkan çerçevesinde, Merkez Bankası teminat karşılığında, ancak, limitsiz olarak bankaları fonlayacak.

Bu durum, bankacılık sisteminin geneline yayılmış bir likidite ihtiyacı halinde finansal istikrarsızlığın önüne geçilebilecek olması, sistemik bir sorun yok iken belli bir bankanın likidite problemi olması halinde ise, sorundan kamu otoritelerinin çok daha çabuk haberdar edilmeleri ve sorunun lokalize edilerek çözülmesinin imkan dahiline girmesi anlamına geliyor.

"FAİZLERDE DALGALANMA AZALDI"

Açıklamada, Dalgalı döviz kuru rejiminin uygulanmaya başladığı 2001 Şubat`ından bu yana, faiz oranlarındaki dalgalanmanın önemli derecede azaldığı da vurgulandı.

Bunun sonucu olarak, bankalararası para piyasasının derinleştirilmesi ve bankalararası ``Türk Lirası referans faiz oranı``oluşturulması için, şartlar uygun hale gelmeye başladı.

Referans faiz oranının belirlenmesi, kredi fiyatlamasında ve vadeli döviz fiyatları da dahil diğer mali araçların fiyatlamasında önemli rol oynayacak.

REFERANS FAİZ ORANI ÇALIŞMALARI

Referans faiz oranı belirlenmesi konusunda, Türkiye Bankalar Birliği`nin koordinasyonunda yoğun bir çalışma yürütülüyor.

Bunlara ilave olarak, TMSF bünyesindeki bankaların pek çoğunun satılması veya kapatılması ve özel bankacılık sisteminin kuvvetlendirilmesi için atılan ve önümüzdeki yakın süreçte atılacak adımlar dikkate alınarak, Merkez Bankası, BPP ve Döviz ve Efektif Piyasaları`nda (DEP) üstlendiği aracılık fonksiyonunu 2002`de tedricen sona erdirecek.

Merkez Bankası`nın BPP ve DEP`de üstlendiği aracılık fonksiyonunun tedricen sona erdirilecek olması, bankaların bu piyasalar kanalıyla ulaşma imkanı buldukları Türk Lirası veya döviz likiditesi miktarında herhangi bir sınırlamaya yol açmayacak.

"BANKALARIN BORÇ ALABİLME LİMİTLERİ KORUNACAK"

Bir başka ifadeyle, bankaların mevcut borç alabilme limitleri korunacak. Ayrıca, yeni bir likidite imkanı olarak, Merkez Bankası`nınen pahalı fonlama imkanı olacak ``geç likidite penceresinden`` bankalar, herhangi bir sınır olmadan borçlanabilecekler.

Ancak, sistemik bir sorunun olmadığı durumlarda "geç likidite penceresi"nin çok seyrek olarak kullanılacağı beklenmesi gerekiyor. Başarılı bir dalgalı kur rejimi uygulamasının gerekli unsurlarından biri de, vadeli piyasalar. Bu piyasalar vasıtasıyla geleceğe yönelik belirsizlik azaltılabilecek.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası`nda (İMKB) 2001 Ağustos ayı içinde vadeli döviz piyasası açıldı. Bu piyasanın gelişmesi ve derinlik kazanmasının önündeki engellerin aşılması için çalışmalar sürdürülüyor.

Ayrıca önümüzdeki aylarda faiz oranı üzerine düzenlenmiş kontratların işlem göreceği organize bir piyasanın kurulması için de çalışmalar yapılacak.

ARACILIK ROLÜ

Merkez Bankası`nın Türk Lirası ve döviz piyasalarındaki aracılık rolünü tedricen bırakmasının, bankalararası piyasaların geliştirilmesi için uygun ortam yaratacağı da düşünülüyor.

Aracılık faaliyetlerinin azaltılmasında benimsenen aşamalı geçiş, son derece ihtiyatlı bir değerlendirmeyi yansıtıyor. Özellikle 2002`nin ilk yarısının, bankacılık sisteminin kuvvetlendirilmesi ile Türk Lirası ve döviz piyasalarının geliştirilmesine yönelik çalışmalariçin kullanılacağı düşünüldü.

Bu çerçevede yeni düzenlemeler yılın ikinci yarısında yoğunlaştırıldı. Merkez Bankası bünyesindeki piyasalarda piyasa katılımcılarının kendi aralarında gerçekleştirdiği işlemler, zaman zaman Merkez Bankası taraflı işlemler olarak algılanıyor.

Bu da para ve döviz kuru politikaları hakkında piyasalara yanlış ya da karışık mesajlar verilmesine neden olabiliyor.

Temel hedefi fiyat istikrarının sağlanması olarak belirlenen Merkez Bankası`nın Türk Lirası ve döviz piyasalarındaki rolü de, bu hedefin gerçekleştirilmesine yönelik, para ve döviz kuru politikalarının daha iyi uygulanması ve anlaşılmasını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırıldı.

AÇIK PİYASA İŞLEMLERİ

Merkez Bankası, çok uzun bir süreden bu yana, piyasaların Türk Lirası likiditesini, esas olarak açık piyasa işlemleri (APİ) çerçevesinde düzenlerken, 2002 yılında da, Türk Lirası likidite operasyonları açısından APİ önemini koruyacak.

Bankacılık sisteminde Şubat 2001`de yaşanan krizi izleyen dönemde kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankalara APİ çerçevesinde sağlanan fonlama imkanı, 2002 yılında da, öngörülen limitler çerçevesinde ve ihtiyaç duyulduğu sürece devam edecek.

Böylece, anılan bankalar gecelik borçlanma piyasalarına girmek zorunda kalmayacaklar ve bu bankaların kısa vadeli faizler üzerinde baskı unsuru olmalarının önüne geçilecek.

Kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankalara verilen likiditenin,İMKB nezdinde yapılan ters repo işlemleri ile ve BBP`da borçlanma yapmak yoluyla çekilmesine devam edilecek.

PİYASALAR, UZUN SÜRE ARTI TL REZERVİ İLE AÇILACAK

Bu arada 2002 yılında uzun süre, piyasaların artı Türk Lirası rezervi ile açılması bekleniyor. Ancak Merkez Bankası bilanço gelişmeleri çerçevesinde piyasalarda Türk Lirası likiditesine ihtiyaç duyulması halinde, gerekli likidite, repo ihalelerine başlanması suretiyle sağlanacak.

APİ çerçevesinde likidite yönetimi, para piyasalarında oluşacak faiz oranlarının, enflasyon hedefi çerçevesinde belirlenecek kısa vadeli faiz oranları etrafında oluşturulmasına odaklanacak.

BANKALARARASI PARA PİYASASI

Ayrıca 1 Temmuz 2002 tarihinden başlamak üzere ve 2 Aralık 2002 tarihine kadar Merkez Bankası, Bankalarararası Para Piyasası`ndaki (BPP) aracılık işlevine tedrici olarak son verecek.

Ancak, bu piyasada, para politikası uygulamaları çerçevesinde Merkez Bankası taraflı işlemler aşağıda belirtilen şekilde sürdürülmeye devam edilecek.

Bankaların, BPP`de ``borç alabilme limitleri``, Merkez Bankası taraflı işlemleri için aynı kalacak. Ancak Merkez Bankası taraflı olmayan işlemleri için toplam limitleri, 1 Temmuz 2002 tarihinden başlamak üzere tedricen azaltılacak ve 2 Aralık 2002 tarihi itibarıylasıfırlanacak.

DÖVİZ VE EFEKTİF PİYASALARI

Döviz ve efektif piyasalarında (DEP) ise Merkez Bankası, bir taraftan kuruluşların birbirleri ile gerçekleştirdikleri döviz işlemlerine aracılık ederken, diğer taraftan bu piyasalarda son aylarda pek yapılmamakla birlikte, kur politikası amaçları doğrultusunda işlemler de gerçekleştirebiliyor.

Merkez Bankası DEP bünyesinde yeralan piyasalardaki aracılık faaetlerine, belirlenen takvim çerçevesinde 2002 yılında son verilecek.

Merkez Bankası piyasalarda, kur politikası doğrultusunda gerek gördüğünde, kendisi taraf olmak kaydıyla kuruluşlar ile işlem yapabilecek.

Döviz depo piyasasında Merkez Bankası`nın aracılık faaliyetleri, 1Temmuz 2002 tarihinden başlayarak, 2 Aralık 2002 tarihine kadar tedrici olarak sona erecek.

Ancak, Kasım 2001 içinde, TMSF bünyesindeki bankaların aldıkları döviz depolarından Kamu Bankaları`na devredilmiş olanlar için, Merkez Bankası aracı olmaya devam edecek.

Merkez Bankası döviz depolarında tedricen aracılık rolüne son verecek olmasına rağmen, bankaların kendilerine tanınan borçlanma limitleri korunacak.

Ancak bankaların gerek bilanço büyüklükleri, gerekse finansal yapılarında meydana gelen gelişmeler dikkate alınarak, borç alabilme limitlerinde düzenlemeler, geçmiş uygulamalarda olduğu gibi yapılabilecek.

Bu çerçevede, bankaların, DEP`de borç alabilme limitleri, Merkez Bankası taraflı işlemleri için aynı kalacak. Ancak Merkez Bankası taraflı olmayan işlemleri için, 1 Temmuz 2002 tarihinden başlamak üzere 2 Aralık 2002 tarihine kadar belirlenen şekilde tedrici olarak azaltılarak, 2 Aralık 2002 tarihi itibarıyla sıfırlanacak.

Söz konusu piyasaların Merkez Bankası bünyesinde çalışmaya devam etmesinin uygun olacağı düşünülmekle birlikte, bu işlemlerin esasen ticari bankaların faaliyet alanına girmesi nedeniyle, nihai olarak sözkonusu kuruluşlarca yapılmasını teşvik edici politika 2002 yılında da sürdürülecek.

MALİ PİYASALAR YAKINDAN İZLENECEK

Merkez Bankası, önümüzdeki dönemde de, döviz piyasasını yakından takip etmeye devam edecek.

Bu doğrultuda, döviz piyasalarının işleyişindeki etkinliği artırmak üzere Merkez Bankası, döviz piyasasındaki işlem hacmi, piyasa derinliği ve işlem niteliklerinin daha iyi takip edilebilmesini amaçlayan bir ``izleme sistemini`` uygulamaya koyacak.

İzleme sisteminden etkin sonuçlar alınmaya başlamasını takiben de,döviz piyasaları derinlik bilgileri piyasalara düzenli olarak duyurulacak.

Merkez Bankası, 2002 yılında bankacılık sektörünün mutlaka daha güçlü kılınması gerektiğini bildirdi.

Merkez Bankası`nın, ``2002 yılında para ve kur politikası ve muhtemel gelişmelerin`` değerlendirildiği açıklamasının ``2002 yılında muhtemel makroekonomik gelişmeler`` bölümünde, 2002 yılında gerçekleşmesi muhtemel ekonomik gelişmeleri daha iyi anlayabilmenin ön koşulunun, ``bir ekonomide bekleyişlere bağlı birden fazla denge durumu olabileceği`` gerçeğinin daha iyi anlaşılması olduğu belirtildi.

Açıklamaya göre bekleyişlerin olumluya dönmesiyle, döviz kurunun iktisadi temellerden kopuk bir biçimde sürekli arttığı ve giderek büyüyen bir köpük niteliği kazandığı dönemlerde oluşan ek yabancı paratalebi ortadan kalkacak.

Nitekim, son aylarda yaşanan olumlu gelişmeler köpüğü patlattı. Kamuoyuna bu köpüğün patlayacağı yönünde yapılan uyarılar haklı çıktı.

Bu ek dolarizasyon olgusunun tersine dönmesi, yerleşiklerin portföylerinde daha fazla Türk Lirası cinsinden mali varlıklara yönelmeleri anlamına geliyor.

Diğer bir deyişle, önümüzdeki dönem, 2001 yılına kıyasla Türk Lirası talebinin ve döviz arzının artış göstereceği bir dönem olmaya aday durumda bulunuyor.

Böylelikle, döviz kurunun daha istikrarlı bir yapıya kavuşması mümkün olacak. Bu istikrarın ters para ikamesi eğilimini daha da güçlendirmesi bekleniyor.

Bununla birlikte, ters para ikamesinin alacağı boyut açısından, gereğinden fazla iyimser olmamak gerekiyor. Bu sürecin zamana yayılacağı, söz verilen politikaların ve reformların kesintisiz uygulanmasına bağlı olarak şekilleneceği açık durumda bulunuyor.

BEKLEYİŞLERİN OLUMLUYA DÖNÜŞÜ

2001 yılının son aylarında bekleyişlerin olumluya dönmesinin arkasındaki temel neden ise 2002 yılında da önemli miktarda faizdışı bütçe fazlasının
hedeflendiğinin açıklanması, reformların sürdürüleceği sözünün verilmesi ve bunlara bağlı olan ek dış desteğin geleceğinin belli olması olarak belirlendi.

BÜYÜMEYİ ETKİLEYECEK GELİŞMELER

Bu arada, büyümeyi olumlu yönde etkileyecek dört önemli gelişme bekleniyor.

2001 yılında Türkiye`nin kazandığı rekabet gücü, ihracatı olumlu etkileyecek. Güçlü bir bankacılık sistemine ulaşılması ile banka bilançoları sağlıklı biçimde büyümeye başlayacak ve zamanla kredi hacminde reel bir artış oluşacak.

Ters para ikamesine yolaçan nedenlerin, özellikle de döviz kurunun istikrar kazanmasının iç talebi de uyaracak. Bu çerçevede, "yastık altı" dövizlerin bir kısmının mal talebine dönüşeceği düşünülüyor.

Mali piyasalardaki istikrarın ertelenmiş yatırım ve tüketim harcamalarını uyarması bekleniyor.

Böylelikle, Türkiye ekonomisinin tekrar büyüme sürecine gireceği düşünülüyor. Bu gelişmelerin gerçekleşmesi ile bankacılık sektörünün yapısının güçlü olması arasında çok yakın bir ilişki bulunuyor.

FAİZ DIŞI BÜTÇE FAZLASI

Faizdışı bütçe fazlasının azaltılması önerisi, ekonominin canlanması bir tarafa, daralmayı daha da derinleştirecek bir öneri konumunda bulunuyor.

Farklı ekonomik ortamlarda çare olabilecek bu reçete, iç borcun sürdürülebilirliğinin ve dolayısıyla programın sürdürülebilirliğinin sorgulandığı bir ortamda, hastalığı akut hale getirecek bir reçete şeklinde değerlendiriliyor.

2002 yılı enflasyon açısından da, önemli gelişmelerin yaşanacağı bir yıl olacak. Para tabanı çapası para arz fazlası oluşmasını engelleyecek, böylelikle programda hedeflenenin ötesinde bir iç talep baskısı oluşmasını önleyecek.

KISA VADELİ FAİZ ORANLARI

Öte yandan, kısa vadeli faiz oranlarının enflasyonun gelecekte alabileceği değerlere göre ayarlanması politikası da, enflasyonist baskıları azaltacak.

Gerçekleşen enflasyonun hedeflenene doğru yaklaşabilmesi için, toplumda çok yaygın olan geçmiş enflasyona endeksli fiyatlama davranışlarının da azalması gerekiyor

Bu çerçevede, Ekonomik ve Sosyal Konsey`e ve KİT fiyatlandırması nedeniyle kamu kesimine önemli görevler düşüyor. Şirketler kesiminin ve hanehalkının geçmişe dayalı fiyatlama davranışından uzaklaşmaları, özel tip bir gelirler politikası uygulanmadığı sürece programın başarısına bağlı durumda bulunuyor.

Buna karşılık, kamu kesimindeki geçmiş enflasyona endeksli fiyatlama mekanizmalarına son vermek büyük ölçüde kamunun elinde bulunuyor.

Bu davranış biçiminden uzaklaşıldığı ölçüde hedeflenen enflasyona ulaşmak açısından önemli mesafeler alınacağı düşünülüyor.

TÜRK LİRASININ DEĞERLENMESİ

Tersine para ikamesi sürecini başlatacak ekonomik ortam ve bu sürecin kendisi, döviz kurunda istikrar anlamına geliyor.

Açıklamada, bu konuda şu görüşlere yer verildi: ``Özellikle bu sürecin başlangıcında, Türk Lirası`nın reel olarak değer kazanması beklenmelidir. Nitekim, 2001 yılının son üç ayında Türk Lirası reel olarak değer kazanmıştır. Bu olgunun da enflasyonu düşürücü yönde etki yapacağı düşünülmektedir. Burada sözü edilen değerlenme Türk Lirasının uzun dönem denge değerine doğru bir hareketi ifade etmektedir.

2001 yılı başından itibaren ele alındığında, Türkiye`nin rekabet gücünü azaltıcı bir değerlenme söz konusu değildir. Bu nedenledir ki, yukarıda, büyümeyi olumlu etkileyecek unsurlar arasında dış talep de sayılmıştır.``

İTHALAT ARTACAK

Öte yandan ihracat açısından önemli gelişmeler beklediği 2002 yılında, ithalatın da artacağı ifade edildi.

Açıklamada, şöyle denildi: ``Bunun iki temel nedeni var. Birincisi, ithalat ile büyüme hızı arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ekonominin büyümeye başlaması ile ithalat hacminde de önemli artışlar beklemek doğal olacaktır. İkinci neden ise, döviz kurundaki istikrar olacaktır. Bu gelişmeler sonucunda, cari işlemler hesabının sınırlı miktarda açık vermesi söz konusu olacaktır.``

Etiketler:


EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı