Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

20 yıl geciken özür

Tufan TÜRENÇ

Türkler'i vahşi insanlar olarak göstermek için yapılan ve baştan sona yalanlarla dolu olan ‘‘Geceyarısı Ekspresi’’ filmini anımsarsınız.

Hani seyrettiğimiz zaman hepimizi isyan ettiren film.

İşte bu filmin yapımcısı Lord David Puttnam, Stockholm'de bir toplantıda Kültür Bakanı İstemihan Talay'dan özür dilemiş.

Bir ulusun onuruyla oynamanın vicdan rahatsızlığının yirmi yıl sonra da olsa sahibini pişmanlık noktasına sürüklemesi çok ilginç.

Puttnam, duyduğu pişmanlığı şöyle itiraf ediyor:

‘‘Filmin senaristi Oliver Stone'un faşist kafalı biri olduğunu sonradan öğrendim. Filmin kahramanı olan kişinin daha önce de uyuşturucu kaçakçılığından birçok sabıkası olduğunu yine sonradan öğrendim.’’

1978 yılında Rumlar'ın parasal desteğiyle çevrildiği konusunda güçlü kuşkular olan filmin yönetmeni de aynı vicdan rahatsızlığını sekiz yıl önce Hürriyet'e itiraf etmişti.

1990’da Cannes Film Festivali'ne katılan yönetmen Alan Parker, Fransa muhabirimiz Artun Ünsal'a şu ilginç açıklamayı yapmıştı:

‘‘Bu filmde bütün Türkler'i hiç ayrım yapmadan kötü göstermekle büyük hata ettim. Bunu siyasi saflığıma ve filmi çevirdiğim zamanki genç yaşıma verin. Yanlı davrandım. Türkler'den özür dilerim.’’

Yapımcının ve yönetmenin itirafları kuşkusuz erdemli bir davranış.

Ama...

Bu özürler, bu pişmanlıklar bir ulusa yapılan haksızlık nedeniyle bu iki insanın duyduğu vicdan rahatsızlığını gidermeye yeter mi?

Hiç sanmıyoruz.

* * *

İngiliz yönetmen Alan Parker, iftira dolu bu filmi yaptığında 34 yaşındaydı.

Yani koca bir ulusun onuruyla oynadığının bilincinde olacak yaştaydı.

Ayrıca Türkiye'de yakalanan Amerikalı bir uyuşturucu kaçakçısının anlattıklarının tümünün doğru olduğunu yutmayacak kadar da akıllı...

Peki neden böyle bir film yaptı?

Bir para kazanmak, iki sansasyon yaratıp kendisinden söz ettirmek.

Sanırız ikisinde de başarıya ulaştı.

İlk filmi olan ‘‘Geceyarısı Ekspresi’’ ticari bir başarı kazanamadı ve yapımcısına pahalıya patladı ama ona büyük bir şöhret sağladı.

Yani bir ulusun onuruyla oynamak, ona iftiralar yağdırmak uğruna kazanılan bir şöhret.

Ama hem yönetmenin hem yapımcının vicdan rahatsızlığı, yaşadıkları sürece sırtlarında giderek büyüyen bir kambur olarak kalacak.

* * *

Anımsatmak için filmi ve filme konu olan olayı kısaca özetleyelim.

Amerikalı bir uyuşturucu kaçakçısı Türkiye'den iki kilo uyuşturucu çıkarırken yakalanıyor.

Yargılanıp cezaevine konuyor. Cezasını İmralı’da çekerken kaçmayı başarıyor ve ülkesine dönüyor.

Adı William Billy Hayes olan bu Amerikalı uyuşturucu kaçakçısı, Rum lobisinden aldığı para karşılığında cezaevi günlerini akıl almaz yalan ve iftiralarla süsleyerek yazıyor.

İşte Alan Parker, Türkler'i karalayan, aşağılayan ve baştan sona uydurma olan bu hikâyeyi gerçek kabul edip olduğu gibi filme yansıtıyor.

Alan Parker bugün ünlü bir yönetmen.

Filmleri bütün dünyada ilgi ile izleniyor, yankılar yaratıyor.

Parker'ın Türk ulusuna bir vicdan borcu var.

Eğer vicdanında zaman zaman duyduğu sızıyı dindirmek istiyorsa bu borcunu ödesin.

Konusu Türkiye'de geçen, Türk ulusunun gerçek yüzünü yansıtan bir film yapsın.

Bunun için Türkiye'de herkes kendisine yardımcı olur.

Türk halkı konukseverdir, kin tutmaz, çabuk affeder.

Alan Parker ve yapımcı Lord David Puttnam bu borçlarını Türkler'e ödemelidir.













X