Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

1989'da...

Hadi ULUENGİN

1999'un ikinci ‘millenium’un son on iki ayını içerip içermediğine dair akademik ve retorik tartışma bir yana, eğer simgesel ve yuvarlak rakkamlara önem atfediyorsak, biz bu sene asıl 1989'un onuncu yıldönümünü kutlayacağız.

1989'da ne mi oldu ?

Doğrusu, eğer siz bana böyle bir soru sormak gafletine düşerseniz, ben de hiç düşünmeden size ‘elinin körü oldu’ diye gayet ters bir cevap yapıştırırım.

Hiç şüphesiz, yerden göğe kadar hak ediyorsunuzdur...

* * *

EFENDİLER, 1989'da ‘Duvar’ yıkıldı !

Tarihin en büyük yalanı iflas etti ! Komünizm bir üfleyişte havaya uçtu !

20. asrın en uzun yılı Polonya'da demokratik iktidar değişimiyle başladı; ardından Macar bayrağının ortasındaki orak - çekiç lime lime kesildi; derken Çekoslovak halkı sokağa özgürlük kadifesi serdi; ‘quo vadis’ demeye kalmadan ‘demir perde’ Berlin'de cart diye yırtıldı; oraya bakmaya çalışırken Romanya' nın manyak zalimi kurşuna dizildi ve yukarıdaki hemen bütün olayları yerinde yaşamak gibi gerçekten büyük bir şansa erişmiş olan bu satırların yazarı 1989 nihayetinde George Bush - Mihail Gorbaçov zirvesini de izleyerek Malta Adası' ndan dönüş uçağına bindiğinde, sabahın körü olmasına rağmen, ‘Soğuk Savaş’ döneminin kapandığı bilinciyle, hostese kahve değil ala viski ısmarladı.

Zaten biraz sonra da ‘Avrupa sosyalizmin feneri’ diye çalım atan Arnavutluk çatırdadı ve Moskova'da kızıl generallerin palyaço darbe girişimi, o pek öcü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin ruhuna El Fatiha okundu.

Tek bir fiske dahi yemeden ve dehşet lök bir hantallıkla, 1989'da ‘Kötülükler İmparatorluğu’nun önce periferisi, ardından kendisi çöktü.

Akademik ve retorik tartışmalar vız gelir, 1 Ocak'tan itibaren onuncu sene -i devriyesini kutlamaya başladığımız 1989, 20. asrın en nefes kesici ve en baş döndürücü yılı olarak daha o zamandan ikinci ‘millenium’ defterini dürdü.

Bana illa sembolik dönemeç ve simgesel mıntıka diye sorarsanız da, üçüncü ‘millenium’ Polonyalı komünist general Jaruselsky'nin anti - komünist sendikal lider Walesa ve Hristiyan Demokrat başbakan adayı Mazowiecky'yle Baltık Denizi kıyısındaki Gdansk limanında ilk kez buluştuğu 1 Eylül 1989 günü başladı.

Gerisi çorap söküğü gibi geldi ve tarih o anda ve o yerde değişti.

* * *

BİZ 1989'un pek farkında değiliz. O sırada da değildik, bugün de değiliz.

Sovyet İmparatorluğu yıkılıp ‘Soğuk Savaş’ defteri kapanırken, ricalimiz olayın evrensel boyutunu kavrayarak kendini yenilemek yerine ‘stratejik önemimiz azalacak mı’ tasasını yaşıyor ve iki gözü iki çeşme ağlıyordu.

Ne edip edip başkalarının husumeti üzerine politika kurmayı hesaplıyordu.

‘Sol’ belagatli ‘münevver’lerimizin önemli bir bölümü ise ya eski mavalı okuyarak ‘devrim yenilmez’ türünden hamasi nutku tekrarlıyor, ya da Moskova' daki palyaço darbe girişimi karşısında dereyi görmeden paçayı sıvayarak ‘tarihin çarkı geri döndürülemez’ diye kendi kendini kandırmaya çalışıyordu.

Ama husumet politikaları iflas etti ve ‘tarihin çarkı’ fena döndü.

Siyasi coğrafya çok kısa süre içinde muazzam ölçüde değişti ve ‘Kötülükler İmparatorluğu’nun en hayati periferisi 1945'de kopartılmış olduğu Avrupa'yla yeniden bütünleşme sürecine girdi. Şeyler allak bullak oldu ve şeyler dönüştü.

Buna karşılık, 1989'dan bu yana on yıl geçmesine rağmen, mato kafa nato mermer, ricalimiz ve ‘münevveranımız’ olduğu yerde saymaya devam etti.

1989'un viraj çizdiğini ve artık hiç bir şeyin mazideki gibi olmayacağını kavramamaktaki ısrarını sürdürdü. Yeninin korkusundan eskiye daha çok sarıldı.

Ve eminim ki, ben ‘1989’un onuncu yıldönümünü kutluyoruz' diye yazdığımda bunlar ‘1989’da ne oldu' diye aval asal birbirlerine baktı.

1989'da elinin körü oldu !



X