Hürriyet Cumartesi Haberleri

    1940’a kadarki dönemi kendi şartları içinde düşünmek ve haklı kabul etmek lazım

    Hürriyet Haber
    03.11.2017 - 13:53 | Son Güncelleme:

    1969 genel seçimlerinde Adalet Partisi listesinden Erzurum milletvekili seçildi. İki yıl sonra kurulan Demokratik Parti’nin kurucuları arasında bulundu. 1973 genel seçimlerinde Demokratik Parti’den yine Erzurum milletvekili oldu. 1994’te Doğru Yol Partisi’nin İstanbul il başkanı olan Rasim Cinisli, ‘Bir Devrin Hafızası’ adını verdiği kitabında tanıklık ettiği olayları anlatıyor.

    Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

    1940’a kadarki dönemi kendi şartları içinde düşünmek ve haklı kabul etmek lazımKitabın önsözünde, “Uğruna yıllarımı verdiğim, umutlarla büyütüp hüsranlarla kaybettiğim, anmak istemediğim, yaktığım hatıralar vardı... Küllerinin altında saklanan, zaman zaman kor ateş gibi damarlarımda dolaşan hatıralar...” diyorsunuz. Siyasete kırgın mısınız?
    - Siyasete kırgınlık olmaz; siyaset, devletine, milletine, insanlığa yapılacak etkili bir hizmet yoludur. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu siyasetin, yeni ve temiz bir sayfa açması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü biz siyaseti doğru okuyamadık.

    Siyaset gerilim değil, barış ve uzlaşı için yapılır

    Biz dediğiniz kim?
    - Ülke olarak hepimiz. Gerilim politikası üzerine siyaset yapıyoruz, halbuki siyaset barış ve uzlaşı için yapılır. Bana göre, ülkenin çokpartili siyasi hayata geçişinde bazı aksaklıklar oldu. Yani demokrasiye başlangıcımız doğru yapılmadı. Bizdeki demokrasi, husumet üzerine kuruldu. 1946’dan beri İsmet Paşa’yla Celal Bayar’ın çekişmesi var ve Türk insanı bu çekişmeyi 30 sene yaşadı. Sonra, İnönü-Menderes çekişmesi, Demirel-Ecevit çekişmesi... Maalesef iktidarda olanla muhalefette olanların arasında hep böyle bir durum yaşandı. Yanlış zemine oturtulmuş siyasi rejimimizi yeni baştan ele almamız gerekiyor. Bu, devletin yeniden kurulması demek değil. Yeni ve doğru bir üslupla demokrasiyi onarmak demek. Bu da ancak karşılıklı konuşarak olur.

    Türkiye’de kim sağcı kim solcu belli olmuyor

    Anılarınızı yazarken tarafsız kalabildiniz mi?
    - Olaylar karşısında tarafsız olmaya çalıştım. Tabii kendi kanaatlerim, kendi yorumlarım da var. Bir iddiayı ortaya koyarken hangi esasa dayandığımı, hangi kaynaktan istifade ettiğimi belirttim, bunları dipnot olarak belirttim. Mesela Nihat Erim, yayımlanmış günlüğüne, 22 Şubat 1962 Talat Aydemir kalkışmasından beş gün sonra şu notu düşmüş: “İnönü’nün bu işte büyük sorunu var. 27 Mayıs’ı teşvik etti, askeri politikaya teşvik etti. İhtilale azmettirdi. Şimdi onlar darbeyle TBMM hükümetini, devlet reisini yıkıverince işin kolay olduğuna hükmettiler. Yeni hevesliler çıkıyor. Şimdi İnönü, zaman kazanmaya ve askeri bölüp tesirsiz kılmaya çalışıyor. Bakalım, ömrü yetecek mi?”

    Kitaptan anlaşılıyor ki hayatınız hep sağ-sol çekişmesinin göbeğinde kalmış.
    - Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra yeniden bir devlet yapılanmasına girildi. Harbin yıkıntıları içinde sosyal yapı büyük ölçüde tahrip oldu. Sarsılan zemin üzerine yeni bir devlet kuruldu. Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu devlet, önce yaşamak ve nefes almak ihtiyacını hissetti. Benim kanaatime göre 1940’a kadarki kuruluş dönemini kendi şartları içinde düşünmek, eleştirilerden uzak tutmak ve haklı kabul etmek lazım. Ama 1940’tan sonra artık devlet ve kurumları oluştuktan sonra devletin doğru hareket etmesini beklemek vatandaşın hakkıydı. Türkiye’de sağcılık, solculuk kavramları da yanlış kondu. Solculuğun ne anlama geldiğini sorsanız, “Fukara dostuyum. Sosyal yapıdaki alt tabakaların daha iyi şartlarda yaşamasını temenni etmek için solcuyum” diyorlar. Sağcılarsae “Ben dinimin icabını yerine getirmek istiyorum. Benim dinim zekât müessesesini, komşusu aç kalan insana, uykuyu haram kılıyor. Benim felsefem, sosyal yapıya daha çok hizmet ediyor” diyor. Solcu kim, sağcı kim belli olmuyor. Buralarda kavram karmaşası var. Bunların tekrar ele alınıp doğru anlaşılır şekilde kullanılması lazım.

    1940’a kadarki dönemi kendi şartları içinde düşünmek ve haklı kabul etmek lazım
    Rasim Cinisli Bir Devrin Hafızası Doğan Kitap 624 sf. / 30 TL.

    Bütün darbeleri görmüş nesildensiniz...
    - 27 Mayıs’ın yanlışını gördük ama onun tedbirini alamadan 71 Muhtırası’nı, 9 Mart Darbesi hazırlığını yaşadık. Sonra da 12 Eylül... Siyaset adamları, bu darbelerden ibret alıp bunların önünü kapatamadı. 1960’la 2000’li yılların arasındaki siyasilere sorulacak en önemli sorulardan biri budur çünkü siyasiler, yapmadıklarından da sorumludur. Yunanistan’da Karamanlis darbeyle gitti. Döndüğünde Albaylar Cuntası’nı hemen mahkemeye verdi. Bugün dahi o albaylardan bir veya ikisi hâlâ hapiste. Ondan sonra da orada bir daha darbe teşebbüsü olmadı.

    İki dönem Erzurum vekilliği yaptınız. Demokratik Parti’nin kurucuları arasında yer aldınız. Süleyman Demirel’i nasıl hatırlıyorsunuz?
    - Tek adam olmak sevdasına düşmüştü. Ardından gelen parti liderlerinin tek adam olma arzusu ondan sonra başladı. Darbelerin önünü alması gereken Süleyman Bey’di ama almadı. Onun yumuşak karnı, başka darbeleri davet etti. Herkesi idare etme yoluna gitti, hakkın, doğrunun, hukukun kılıcını kullanmadı.

    Tansu Çiller’in DYP’sinde umduğumu bulamadım

    Demokratik Parti’den milletvekilliği yaptınız, sonra aktif siyaseti bıraktınız. Ama Tansu Çiller’in davetiyle Doğru Yol Partisi’ne katılıp İstanbul il başkanı oldunuz. O dönem fikrinizi ne değiştirdi?
    - Dönemin Sağlık Bakanı Yıldırım Akbulut aradı, “Siyasi birikimin var, neden geri dönmüyorsun” dedi. İtibarını harcayarak siyaset yapılamaz. Bunu biliyordum, kendimden emindim. Davetlerinde ısrar edince, arzu ettiğim ortamı bulacağım diye düşündüm.

    Umduğunuzu buldunuz mu?
    - Maalesef, bulamadım. 1994 ara seçimleri vardı ve partiyi geliştirecek bir heyete ihtiyaç duyuyorlardı. O heyeti ben hazırladım fakat seçimler iptal edilince arka plandaki menfaat sahipleri bizi istemedi. Özer Çiller’in arzuları vardı. Başbakan Tansu Çiller’in değil, Özer Çiller’in eliyle yazılmış bir belge vardır. İl başkanlığına geldiğim zaman, Tansu Hanım’a “Zengin biri değilim. Siyasete para harcayamam. Gidip bir başkasına makbuz uzatıp da para isteyemem” dedim.

    O ne dedi?
    - “Siz o işlere girmeyiniz. İstanbul İl İdare Kurulu’nun bütün masraflarını biz göndereceğiz” dedi. Uzun süre, Ankara’dan gelen paralarla masrafları ödedik, kimseden para pul istemedik. Ama seçimler iptal edilince, “Şartlar değişti” dediler. Halbuki partinin iyileştirilme süreci önümüzde duruyordu. Müfettişler göndererek istifa etmemizi sağlamaya çalıştılar. Genel merkeze direndim ama seviye düşüklüğü içinde mücadele zorlaştı. Benim dışımda yeni bir teşkilat kurma yoluna da gitmişlerdi. Özer Bey, haberim olmadan Ankara’ya adam çağırıyor, talimatlar veriyordu, kabul etmedim.

    PİŞMANLIĞIM YOK

    İki dönem milletvekilliği yapmış biri olarak günahınız var mı?
    - Pişman olduğum hemen hiçbir şey yok. Seçim bölgem olan Erzurum’un ekonomik kalkınmasına bir faydamın olması lazımdı. Bazen, keşke bazı mevkilere sırtımı dönmeseydim ve hizmet etme imkânım olsaydı diye düşünürüm.

    Kitabınızın arkasında okura bir mektup var. Eğitim öğretim olanağı bulamayan çocuklara yardım eli uzatılmasını istiyorsunuz.
    - Evet, sivil bir inisiyatif hayal ediyorum. Herkes kendi gönlünden, kendi kesesinden maddi nedenlerden ötürü okumaya fırsat bulamayan çocuklar için çalışmalı.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı