Ayşe ARMAN

17 yaşındaki kızınız hamile kalırsa ne yaparsınız?

13 Aralık 2008
Mutlu Tönbekici de yazdı...<br><br>“Annem” dizisindeki 17 yaşındaki kız, kendisinden yaşça büyük birinden hamile kalmış, ailesi de kızı sokağa atmak/ öldürmek/ kurda kuşa yem etmek yerine, çocuğu doğurmak isteyen kıza sahip çıkmış.

“Vay be aferin aileye!” diyeceklerine, dizi, tepki almış.

Hatta Yüksel Aytuğ, “Dizi tehlikeli sularda geziniyor, benden söylemesi” diye bir yazı yazmış.

Ahlakçılar yine iş başına!

Mutlu Tönbekici’nin de belirttiği gibi ikiyüzlülük diz boyu: “İyi kızlar yatmaz, yatarlarsa hamile kalmaz, kalırlarsa doğurmaz, aileler bu durumda onlara sahip çıkmaz!”

Ama kazın ayağı öyle değil.

Artık gerçekleri görme zamanı...

BEN 19’UMDA KALDIM

Ben ilk 19 yaşında hamile kaldım.

Tabii ki salaklık, hıyarlık ama aynı zamanda müthiş bir çaresizlik. 6 yıldır birlikte olduğum lise aşkım, o zamanlar 22 yaşındaydı, o da en az benim kadar şaşkındı.

Bazılarınıza aksini inandırmam zor olsa da, biz öyle ahlakı düşük tipler değildik, birbirimize son derece bağlıydık, “Başımıza gelmez!” derken gelmişti işte.

İstanbul’da yaşamaya yeni başlamıştım, üniversite 1’dim, o da üniversite son.

Yol yordam da bilmiyoruz, kimselere de danışamıyoruz. Şişli’de yürürken ablamın ismiyle aynı olan bir jinekolog levhasını gördüm: Dr. Suna Basmacı. “Tamam” dedim, “Bu bir işaret, gel bu kadına gidelim.”

Sırf isimleri ablamla aynı diye!

Allah’tan çok iyi bir doktor çıktı. Son derece sevecen ve anlayışlıydı. Bir sabah ikimiz kös kös hastaneye gittik ve ben kimselere haber vermeden kürtaj oldum.

Uyandığımda yanımda saçlarımı okşayan sevgilim vardı.

O da benim gibi ağlıyordu.

KEŞKE AİLEME SÖYLEYEBİLSEYDİM

Burada duralım...

Sakın yanlış anlamayın, ben bu normaldir demiyorum.

Kürtajın bir doğum kontrol yöntemi olarak görülmesini, kullanılmasını fevkalade yanlış buluyorum. Ama hamile kalmışsan ve o yaştaysan, e doğurmayı da düşünmüyorsan, kürtaj olacaksın tabii.

Ben böyle bir durumda aileme haber verebiliyor olmak isterdim.

Onların beni asıp, kesmesi yerine, anlayış göstermesini isterdim.

Mümkün değildi tabii, babam utancından herhalde kendini asardı. Annemin ise eli ayağı karışırdı. Anlatabiliyor muyum? En modern görünen ailelerde de bile bir kafayı kuma gömme duruma var.

Bizim kızımız yapmaz... Asla... Nah yapmaz! Yapmış işte. Şimdi de sorunu çözmeye çalışıyor, bari yanında ol ki, başına saçma sapan işler gelmesin.

BİLİNÇLENDİRMEK GEREK

Bundan 15 yıl sonra, Alya 19 yaşında olacak.

Allah korusun başına böyle bir şey gelirse, yanında olabilmek isterim.

Onu yargılamadan, azarlamadan, kızmadan, “Başımıza bu işleri nereden aştın?” demeden, “Orospuluk yaptın!” bakışlarıyla küçümsemeden...

Çünkü bilirim ki, onun hamile kalması benim de suçumdur aynı zamanda...

Kendi kendime derim ki, onu bir jinekoloğa götürseydim, doğum kontrol yöntemleri konusunda bilinçlendirseydim belki de sonuç farklı olacaktı...

Yani zannediyoruz ya biz, çocuklarımızla gerçekten arkadaşız, her şeyi konuşuyoruz, paylaşıyoruz... Yanılıyoruz... Çoğu zaman erkek arkadaşlarıyla samimiyetlerinin derecesi bile bilmiyoruz, bilmek de istemiyoruz, ayıp geliyor, düşünmemeye çalışıyoruz, yok sayıyoruz... Benim kızım yapmaz diyoruz.

Kafamızı kuma gömüyoruz.

Ve yineee başladığımız yere dönüyoruz...

Bergüzar’la Halit’i rahat bırakın

Dün baktım Hürriyet’in internet sitesinde “Bergüzar ile Halit böyle döndü” diye bir haber. Arkadaşlarıyla birlikte Paris’e gitmişler. “Ekip olarak tatilden dönüyoruz” demişler. Öyle diyecekler tabii. Ne diyecekler? “Ben sevgilimden ayrıldım, o karısından. Şimdi çok tutkulu bir aşk yaşıyoruz” mu?

Delirdiniz galiba!

Ne yazık ki, böyle söylenemiyor.

Çünkü bu gibi durumlarda, aile kurumunu koruduğu iddia eden bir takım sersemler türüyor, ahlakçı ya onlar, yeni sevgiliyi “yuva yıkan kadın” ilan ediyorlar, sürekli dedikodu yapıyorlar, herkesi zor duruma düşürüyorlar, o yüzden de yeni çift, sürekli yalan söylemek zorunda kalıyor.

Baktım haberin altında şöyle manasız bir yorum: “Bizi ilgilendiren kimin kimi nereye götürdüğü değil, bir evlilik ve beraberliğin bitmesinin arkasındaki gerçek!”

Bak sen!

Bergüzar’ın Tan’dan ya da Halit Ergenç’in karısından neden ayrıldığı, bu sevgili okuru neden ilgilendiriyor?

Neden bir yorum yapma gereği duyuyor?

Ona mı soracak insanlar ayrılmadan ya da sevişmeden önce?

Herkes delirdi mi ne?

Tan’la Bergüzar ayrılmışsa ayrılmıştır, nedeni bizi ilgilendirmez. Gerçeği anlatsalar da anlamayız zaten. Onların yerinde değiliz ki biz. Kız, istediği adamla birlikte olur. Bu adam Halit de olur, bir başkası da. Bu ilişki, Tan’la birlikteyken başlamış da olabilir. Olmuştur demiyorum, olabilir diyorum. Evet ideal, arzu edilen bir durum değil. Ama insanız biz. Hepimizin başınıza gelebilir. En kolayı kafasına ateş edip, “Yuva yıkan kadın!” demek. Bu da bana artık o salakça geliyor ki...

Bırakın, insanlar hayatlarını nasıl istiyorlarsa öyle yaşasınlar.

Yargılamanın, tepelerine binmenin ne manası var?

Biz kendi hayatımıza, ilişkimize bakalım.

BAYAN DEME BAYAN YOK CISSSSSSSSS!

Tuğçe Tatari, Akşam Gazetesi’nde dedikodu yazıyor. Hoş da bir üslupla yazıyor. Bence Serdar Turgut’lu eski Akşam Gazetesi’nin en iyi numaralarından biri. Bana da laf geçiren bir şeyler yazdı ama hiç önemli değil, iyi olanın iyiliğini teslim etmek lazım. Ne var ki, geçen günkü yazısında bir şey fark ettim, kendimi en yakın balkondan atacaktım...

“Bayan” demiş.

Gözlerime inanamadım.

Sen delirdin mi Tuğçe?!

Ellerin kırılsaydı da bayan demeseydin.

Cıssssss, cıssssss.

Bayan yok.

Bayanı unut.

Yazarlar klübüne girmek istiyorsan, hayatının sonuna kadar bir daha “bayan” yazmaman gerekiyor!

Bayan, anında bir seviye belirliyor.

O seviye de tahmin edeceğin gibi aşağılarda bir yerde...

Ne modelim ne film yıldızıyım

Ama çıplak fotoğraf çektirdim

(kendimi de çok iyi hissettim!)

"Normal ne? Anormal ne?" başlıklı yazınız üzerine yazıyorum. 38 yaşındayım. Kendime göre çok çılgın bir şey yaptım, gittim son derecede seksi çıplak fotoğraflar çektirdim. Bunu hep aklımdan geçirmiştim. Her aynaya baktığımda hayal etmiştim, işte sonunda gerçekleştirdim.

Ne modelim ne de film yıldızıyım ama bu fotoğrafları çektirmek bana ne kadar iyi geldi, size anlatamam. 80 yaşıma geldiğimde de bakıp gülümseyebileceğim ve hatta olursa eğer çocuklarıma, torunlarıma gösterebileceğim inanılmaz iyi, seksi ve estetik fotoğraflarım var artık. Ne demek istediğimi şu adrese bir göz atarsanız anlayacaksınız: http://www.ifidare.com Yüzümün görünmediği fotoğraflarımdan bir tanesi benim iznimle bu sitede yer alıyor.

Fotoğrafları çeken İsmail Necmi, inanılmaz biri ve bu fotoğrafları o kadar profesyonelce ve doğal bir biçimde size poz verdirerek çekiyor ki, başlangıçta ne kadar utangaç ve çekingen olursanız olun, çıkan işleri görünce her şeye değdiğini fark ediyorsunuz. Yakın bir kız arkadaşımın İsmail Necmi'ye çektirdiği fotoğrafları görünce çok beğendim, bir randevu alarak poz verdim. Size tavsiyem kimseyi dinlemeyin, siz de gerçekten istiyorsanız, iyi ve güvenebileceğiniz bir fotoğrafçıya poz verin. İlerde bırakın kızınızı, torunlarınız "Anneannem hiç de fena değilmiş!" desinler. (Aslı S.)"

ÇIPLAKLIK GÜZELDİR

- Aslı, daha yazınızı bitirmeden girdim siteye. Muhteşem. Bayıldım. Son derece estetik ve artistik. Herhangi bir ucuzluk, bayağılık yok. İsmail Necmi'yi de aradım, tatilde galiba, ulaşamadım. Görürseniz söyleyin, kimselere röportaj vermesin, kabul ederse onunla “Çıplaklık güzeldir” röportajı yapmak istiyorum. Bu tür projeleri destekliyorum. Sizi de istediğiniz bir şeyi yapma cesareti gösterdiğiniz için kutluyorum.

En seksi Arap

Ridley Scott’un son filmi Body of Lies, bu Cuma başlıyor.

Mutlaka görün.

Film gibi film.

Leonardo diCaprio da Russell Crowe da döktürmüş, çok beğeneceksiniz.

Ama bir Hani karakteri var ki...

Ürdün gizli servisinin başı, bir Arap, aman Allah’ım hayatımda gördüğüm en seksi Arap...

Kirli sakal bir erkeğe bu kadar mı yakışır?

Bir adam bu kadar mı seksi olur?

Bu kadar mı güzel bakar?

Bütün film, ben adama baktım!

Sonra da internette araştırdım, adı Mark Strong, asıl ismi Marco Guisseppe Salussolia olan bu arkadaş, adından da anlaşılacağı gibi Arap marap değil. Nerede öyle güzel Arap? Yarı İtalyan yarı Avusturyalı. Demek ki bu, olağanüstü bir karışım. Önce hukuk okumuş, sonra oyuncu olmuş, İngiltere’de gayet bilinen, tanınan bir oyuncuymuş...

Neyse filmi görün, Hani’yi izleyin, eğer seksi değil diyorsanız yuh diyeceğim size!

Yüzlerce aile içi taciz maili geldi

Hüseyin Üzmez’li günlerdi. (Şimdi bıraktık mı o fena adamın peşini, saygın biri olarak hayatına devam mı edecek?) Bir okurum bir taciz hikayesi anlattı, ben de yayınladım. Başlığı “Dayım”dı. İğrenç bir ensest hikayesiydi. Arkası çorap söküğü gibi geldi. Aman Allah’ım bu ülkede aile içi tacize uğrayan ne çok kadın vardı. Dayısı, dayısının oğlu, dedesi, abisi, hatta öz babası tarafından tacize uğramış onlarca, yüzlerce kadın mail attı...

Senelerce susmuşlardı.

Şimdi konuşuyorlardı.

Onları burada yayınlamamama imkan yok bir kere yer yok ama görün istiyorum, okuyun istiyorum, dehşete düşün istiyorum. Hürriyet.com.tr'nin genel yayın yönetmeni Fatih Çekirge’den rica ettim, beni kırmadı, maillerin bir kısmını internetteki köşemde okuyabileceksiniz...

Okuyun sonra da bana fikir verin, ne yapalım, aile içi taciz konusunda nasıl bir farkındalık yaratalım? Bu adamları afişe mi edelim? Sadece böyle, böyle oldu deyip geçmeyelim. Bu konularla ilgilenen kadın dernekleriyle de iş birliği yapmak istiyorum...

DAYIM, DEDEM VE ÖZ BABAMIN TACİZİNE UĞRADIM

Sakladığım ve ömür boyu da saklamayı düşündüğüm sırrımı anlatma gereği hissettirdi yazılarınız…

Ben dayım, dedem ve babam tarafından tacize uğradım. Hepsi de dün gibi aklımda. Küçüğüz, aklımız ermiyor ya, “Durumu nasıl olsa kavrayamaz!” gibi geliyor bu sapık ruhlu insanlara. Ama cinselliğin ne demek olduğunu, nasıl bir şey olduğunu öğrendikten sonra her şeyin farkına varıyorsun ve çok sarsılıyorsun.

Ben kendimi uzun süre bir sürtük gibi gördüm sırf bu yüzden. Yaşım 22. Ve ben sırf bütün bunları bana yapanlardan, özellikle de öz babamdan intikam almak için, neredeyse hiç tanımadığım biriyle yattım.

Önce dayımla başladı. Okula gitmiyordum o zamanlar. 5- 6 yaşındaydım sanırım. Anneannemdeydim. Gece yattığıma gelir, sarılırdı. Okşar mıydı hatırlayamıyorum ama bacaklarımın arasına bir et parçası sıkıştırıverirdi. “Bu, burada dursun” derdi. Çıkarmak isterdim, “Bu ne?” derdim. “Elim bacaklarım nasılsa, bu da öyle bir şey” derdi, çok iyi hatırlıyorum. Bir süre sonra kalkar giderdi. Sıkı sıkı da tembihlerdi: “Kimseye deme sakın. Sır bu.” Daha evlenmemişti o zamanlar. Hiç unutmam, “Yengen gelinceye kadar sen dur yanımda, yatarız seninle, oyun oynarız hep böyle. Olmaz mı?” demişti. Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Orada kaldığım zamanlar, her gece yattığımda “Ha geldi, ha gelecek” diye odanın kapısına bakardım. Bu arada dedemle anneannem de içerideydiler. Durumdan haberdar olduklarını hiç sanmıyorum. Şu an iki kızı var. “Acaba onları taciz etti mi?” diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Yeğenlerimi çok seviyorum, kardeşimden farkı yok onların benim için. Küçük kızı şu an ilkokul 3’te okuyor. Gidiyorum tatillerde onlara, kucağına alıp seviyor kızını. Belki kızı gibi seviyor ama ben yine de onu taciz ettiğini düşünüyorum. Hatta buna eminim.

Dedeme gelince…

Kucağına alırdı, sürterdi beni. Garip sesler çıkarırdı. Bu durumu bana bir kere yaptı, ikincisini yapıp yapmadığını bilemiyorum. Şimdi 10 seneyi aşkın toprağın altında yatıyor. Bunu yazmamın önemi var mı bilmiyorum ama Kuran okuyan, namaz kılan biriydi. Demek ki, bazı şeyler dinle imanla olmuyormuş.

Sıra geldi en zoruna…

Öz babaya. Olayın ne arada olduğuna dair ayrıntıya anlatmak istemiyorum, ola ki biri okur anlar, belki de kendi okur bilemiyorum.

İlk ne zaman başladı net hatırlamıyorum. Okula gidiyordum, ilkokula. Kitap, defterlerimizi kaplarken odaya götürdü beni. Pembe eteğim vardı ayağımda. “Hoşuna gidiyor mu?” diye sorardı. Cevap vermezdim, “Ne yapıyor?” diye anlamaya çalışırdım. Biri sana böyle yaparsa “Yapma!” diyeceksin derdi bir de.

Allah belasını versin!

Ayşe hanım, ben pembeden olduğu kadar resim dersinden de nefret ederim. Özellikle de patates baskısından. Öğretmenimizin verdiği ev ödevi olan o resmi çıplak yaptı. Kucağına oturttu beni. Tabii bundan önce evin tüm perdelerini kapatmıştı. Çok iyi hatırlıyorum.

Şu an bunları anlatırken inanın çok rahatsız oluyorum ama bir insanın ne kadar çirkinleşebileceğini göstermek istiyorum size.

Sayfalarca patates baskısı yaptık üçgen, yuvarlak, dikdörtgen, kare renkli renkli bir sürü şekil. Sonra kalktı, bir gazete aldı üzerine boşaldı. 'Bak' dedi, 'Bunlar kardeş. Bir sürü kardeş var burada. Şimdi anne görmeden bunu yok edelim' dedi. Gazeteyi katladı, attı. “Şimdi biz ne yaptık?” diye sorardı bir de arkasından, bilmiyordum ki, “Bilmem” derdim. “Saklambaç oynadık” derdi. “Kimseye söylemeyeceksin!” derdi, babayla kız arasında böyle şeyler olurmuş, bunlar sır olarak kalmalıymış, sırmış. Annen sorarsa ne yaptığımızı saklambaç oynadığımızı söyleyeceksin, okulda öğretmenine de anlatmayacaksın, arkadaşlarına da derdi bir de. Elletirdi bana, kaşıtırdı. Bir de öperdi dudaklarımdan. Hepsi de annem evde yokken olurdu. Kim bilir kaç defa aldatmıştır annemi.

Daha fazla yazamayacağım, midem bulanıyor.

Çoğu zaman kendisine karşı sevgisizlikle, hırçınlıkla suçlar baskı yapar, “Kendini beğenmişsin, burnu büyüksün!” diye laf eder bana. Bir gün paramı kazandığımda, evlendiğimde cevabını vereceğim ona.

O günü bekliyorum sadece… (Melike K.)

BABAM DEMEYE DİLİMİN VARMADIĞI AŞAĞILIK

Şu an 37 yaşındayım.

Çocukken yaşadıklarının taciz olduğunu sinsice yapılınca, ancak belli bir yaştan sonra anlıyor insan, yaşarken çaresiz oluyor...

Babam işsiz olduğunda ve evde oturduğunda başladı her şey.

Ben ve kardeşlerim 11, 12 yaşlarındayken...

“Hadi bikini giyin göreyim, bakayım” gibi rahatsız edici şeylerle başladı. Sonra farklı şekillerde öpmeler, zorla masaj yaptırmalar, gibi gizli kisveler altında yapıyordu tacizlerini aşağılık adam...

Sonra evde külotla dolaşmaya başladı, televizyon seyrederdi oturup. Porno kasetleri çıktı ortaya sonra, önümüzde seyretmedi ama seyrettiğini açık açık anlatıyordu. “Anneniz benimle yatmıyor, o yüzden porno seyrediyorum” derdi. Eklerdi: “Benimle evlenmeden önce başkasından kürtaj oldu, o kötü bir kadın!” gibi gereksiz şeyleri o yaşta bize anlatırdı...

Annem de o dönem, eve bakmak için durmadan çalıştığı için eve geç geliyordu. Ya bilip göz yumuyordu ya da bilmek istemiyordu, bizi koruyamadığı ve o adamı terketmediği için hâlâ bir yanım ona çok kızgın, (biz 18 yaşlarındayken ayrıldılar), ben de şimdi anneyim ve bu ona daha da kızmamı sağlıyor. O yaşta cinsellikle ilgili bilgi sahibi olmadığım için o adamın yaptıklarının (baba kelimesini kullanmak bile istemiyorum) ne olduğunu anlamadım ama yine de rahatsız edici buluyordum. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, kızdığı zaman dövüyordu, şiddeti yıllarca sürdü, hatta bir gün burnuma yumruk attı ve burnum kırıldı, hâlâ burnumda eğrilik var o yüzden...

O adam yüzünden hiçbir ilişkide kendimi tam olarak güvende hissedemiyorum. Kendi çocuğuma bakıyorum, sanki başka bir dünyadan gelen bir varlık gibi, tek ihtiyacı sevgi ve iyi bakım, ben de öyleydim eminim o zamanlar ve bunları hak etmedim. Kardeşlerim ve ben hepimiz ayrı şekillerde bu yaşadığımız iğrenç şeylerle başa çıktık, yıllarca bu konuyu konuşamadık bile... Ben ve kardeşim o insanla görüşmemeyi seçtik, maalesef ablam, sadece ele güne karşı bir babası olsun diye, o insanla görüşüyor, yüzüne sehpayı çarpan bir adamı evine davet ediyor. Stockholm sendromu bu olsa gerek!

Ben sadece 20 dakika gördüm bu yıl, çok uzun yıllardan sonra, o bile psikolojimi bozdu, hala aynı, hiç değişmemiş...

Bence tacizcileri asla affetmesin kimse ve herkes anlatsın, teşhir etsin bu insanları, bu iğrençlik ancak o zaman sona erer...

Bu olaylar sadece cahil kesimlerde olmuyor, benim babam da annem de normal görünen insanlar, dışarıdan asla böyle şeyler yaşadığımız tahmin edilemez. Oysa, hem taciz hem şiddet hepsi vardı. İnsan ruhunun ne kadar kirli olduğunu düşünüp pes ediyorum. Ama sonra yine de pozitif olmaya ve unutmaya çalışıyorum... (H.Kadriye N.)

BİR DAYI HİKAYESİ DAHA

Benimki de bizzat yaşanmış, iğrenç bir deneyimdir.

Üzerinden yıllar geçse de hep içimde, benimle.

15 yaşındaydım. Dayımlarda kalıyordum. Yengem üzerime titriyor, annemin yokluğunu aratmamaya çalışıyordu. Dayım ise biraz mesafeliydi ama iyi davranıyordu. Bir de küçük bebekleri vardı 9 aylık. Bir gün dayımla sinemaya gitmeye karar verdik. Bebek küçük olduğu için yengem evde kaldı. Bugün bile hatırlıyorum sinema salonunu ve filmin adını. Cafer Sineması- Vahşi Şeyler! Sinema salonuna geldiğimizde afişlere bakmaya başladık. Bir sürü film vardı. Sonra Vahşi Şeyler filminin afişini gördük duvarda. Afişte 2 kızın suyun içindeki resmi vardı. Dayım filmi göstererek “Buna gidelim mi?” dedi, “Olur” dedim. Salona girdik, nerdeyse yok denilecek kadar az insan vardı içerde. En arkadaki sıraya oturduk, “Buradan daha net izleriz” dedi. Ben macera filmi sandım ama öyle olmadığını filmin en başında anlamıştım. Film erotikti. Sevişmenin ne olduğunu, 2 kızın dudaktan öpüştüklerini o filmde gördüm ilk kez. Gerçi o sahneler çıkınca utandığım için başımı önüme eğiyordum ama seslerden ne olduğu ve ne yapıldığı çok net anlaşılıyordu. Yanımdaki dayımdan çok utanıyordum. Zaten bu sahneler o kadar çoktu ki utancımdan kafamı yerden kaldıramıyordum. Ben böyle düşünürken bacağımın üzerinde bir el hissettim. O kahrolası dayım dediğim insanın eli, eteğimin altındaydı. Korkumdan çığlık atamadım bağıramadım ve oradan çıkamadım. O devam ettikçe ben elini ittirmeye çalışıyordum ama o devam ediyordu. Neyse ki korkunç film bitti ve biz birbirimize hiçbir şey söylemeden taksiye bindik. Yol boyu ağladım. Eve gelince yengem filmi sordu, ona bakarak “Çok korktum” dedim. Tabii “Çocuktur vs.” muhabbetiyle konu kapandı. Yengeme o geceden hiç bahsedemedim, içim acıyordu çünkü. Anlattığım zaman bana inanmayabilirdi, evden kovabilirdi veya inanıp evi terkedebilirdi. Bütün gece aklımda bu düşüncelerle boğuştum. Günler, içimde sıkıntıyla ve bu korkunç sırla geçiyordu. Uykusuzluktan ve yorgunluktan günden güne erimeye başladım sanki. Yanımda bana destek olacak kimse yoktu. Annemi çok özlüyordum, inanmaz ya da kardeşine laf söyletmez diye ona da söyleyemiyordum. Ama tacizi, o gece ile bitmedi. Bir gün eve bir erkek arkadaşı geldi. Beraber Hollanda -Türkiye maçını seyrettiler. Maçı salonda izledikleri için uyumak için onların gitmesini bekliyordum. Yengem de erken yatmıştı. Neyse arkadaşı gitti, televizyon kapandı. Sinemadaki o geceden sonra ilk kez göz göze geldik, yine aynı şekilde bakıyordu, hemen kafamı çevirdim. O gittikten sonra yatağımı açtım. Üzerimi değiştirdim. Hatta temmuz sıcağına rağmen korkumdan kalın kapalı şeyler giymiştim. Yastığın altında makas, kulağımda da uyumamam için walkman’im vardı. Yatalı 15-20 dakika olmuştu ki kabus geri döndü, bu kez daha tehlikeliydi. Sessizce salona geldi, bir elinde bebeğin biberonu vardı. Çocuğa süt yapmak için kalktığını sandım ama öyle değilmiş. Ayağında sadece kısa boxer şortu ile yatağımın ucuna kadar geldi. Öyle korkmuştum ki, adeta kitlendim. Yüzünde iğrenç bir gülümsemeyle başucumda öyle duruyordu. Sonra sessizliği bozarak ''Tutmak ister misin?" diye sordu. Hemen kovdum yanımdan, "Bağırırım, yengeme söylerim" dedim. Korkmuş olacak ki bir kaç denemeden sonra hemen odayı terketti. Kararımı vermiştim, anneme anlatacaktım olanları. Dayımı da o kadar çok severki bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum.

Yazlığa gittik 1 ay kaldık. Dönüşte annem "Dayınlarda okula başlayacaksın" demez mi? Dünyam başıma yıkıldı. Artık bardak taşmıştı, anneme her şeyi zor da olsa detaylarıyla anlattım. Sağ olsun bana inandı, güvendi ve bütün sülalesini karşısına alarak bana destek oldu. Olay ortaya çıktı tabii ama bana kimse inanmadı. İnanmış görünenlerse arkamdan dedikodumu yaptılar. “Çocuktur, hayal dünyası geniştir” dediler. Çok sevdiğim yengem bile “Çocuktur uyduruyordur” dedi. Dayım olan ahlaksızın savunması ise ben sadece uyurken walkman’i kulağından almaya gelmiştim oldu.

Bugün 26 yaşındayım ve hala o olayın etkisindeyim.

Bütün bunları yapan şerefsiz şu an Türkiye'nin önde gelen iş adamlarında biri oldu. Kitap da yazıyormuş duyduğum kadarıyla. Sevgili Hıncal Uluç'un da yakın aile dostu. Tabii Hıncal Bey şükretmeli kızı olmadığı için...

Yani Ayşe Hanım görüyorsunuz işte tacizin yaşı, ahlakı, boyutu, mesleği yok. Üzmez gibi niceleri var memleketimizde. Bana bunları yapan insan şu an el üstünde tutuluyor. Kaliteli, ahlaklı aile babası sözde. Madalyası eksik sadece! Yazık ki benim ailemde hemen unutuldu gitti yaptıkları. Ama ben unutabilecek miyim? (Zerrin B.)

UTANIYORUM SÖYLEMEYE AMA ABİMDİ

Nasıl anlatılır ki böyle bir durum? Sadece bu cümleyi yazana kadar dört sigara bitirdiğimi bilmelisiniz… ve beşinci de bitti... Kimsenin yüzüne anlatamayacağımı biliyorum abimin bana yaptıklarını.

Ne bir psikologa ne en yakın dostuma ne canımdan çok sevdiğim kocama. Ben bacak kadarken arkama geçip sürtünen, beni öpmeye çalışan, herkes uyuduğunda soluğu benim yanımda alıp vücudumu okşayan abimin yaptıklarını kime nasıl anlatabilirim? O iğrenç tacizlere maruz kaldığım gecelerde, farkederlerse abimi öldürürler korkusuyla, nefesimi tutup sesimi çıkarmamaya çalışırken ben, annemin 'biz'i yakaladığında gördüğü manzaradan sadece beni suçlayıp dayak attığını ve türbanlı gezdiğim onbir yıl dahil olmak

üzere kendince beni potansiyel orospu ilan ettiğini kime nasıl anlatabilirim? Eşim dahil olmak üzere hayatıma giren her erkeği 'Şimdi saldırdı' 'Kesin birazdan üstüme atlayacak' 'Benden faydalanmak istiyor' düşüncesiyle karşıladığımı ve bunun sebebinin

özbeöz abim olduğunu kime nasıl anlatabilirim? Ve asıl önemlisi aklıma her geldiğinde kanımı donduran, gözyaşlarımı gözpınarımda durduran bu olayı yıllar boyu unuttuğumu varsayarak, görmezden gelerek, düşünmemeye çalışarak yaşamaya çalışırken ben, evlendiğimden beri, her gün, her gece bir lanet gibi hatırlamak durumundayım. Çünkü o canımdan çok sevdiğim kocamla ilişkiye giremiyorum!!! Siz söyleyin, ben bunları kime nasıl anlatayım? (G.Yılmaz.)

Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerFenerbahçeGalatasarayburçniobePKKAlmanyaistanbul