Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

17. ekonomide hayat çok ucuz

SAÇMA sapan cinayetler, abuk sabuk trafik kazaları ayrı.

Yangında ölüm ayrı. Alev alan kargo uçağı ayrı. Sokak ortasına düşen uçak ayrı.

Sadece tek bir gün içinde arka arkaya gelen haberler, Türkiye’nin manzarasını, nasıl bir ülkede yaşadığımızı gösteriyor.

Güne Antalya’daki tur şoförünün yol açtığı kaza ile uyanıyoruz. İkisi Türk, on üçü Rus, on beş insan kazada hayatını kaybediyor. Kaza filan değil. Geliyorum, diyen bir ihmalin acı faturası.

Daha acı olan, ölenlerin bile öldükleri yerde rahat bırakılmayışları. Zonguldak’taki grizu patlamasında can veren otuz madenciden altısının cenazeleri karışıyor.

Aileler kardeşleri, eşleri, babalarını değil, onun yerine bir başkasını toprağa veriyor. Hayatta kalanların acıları henüz taze iken, bir de, bu rezalet. Vurdum duymazlık, sorumsuzluk, ne derseniz, deyin.

VAN’DAKİ ÖLÜM

Aynı gün, Van’da elinde bomba patlayan çocuğun ölümü.

Beş, altı çocuk bir kışlaya giriyor, patlayıcı maddelerin yanına kadar gidiyor, oradan bir tane alıyor, o madde çocuğun elinde patlıyor, çocuk ölüyor. Kışlaya nasıl giriyor, patlayıcıların yanına kadar nasıl gidiyor, nöbetçiler nerede? Kaza filan değil, düpedüz sorumsuzluk, ihmal.

Ya askere uğurlamada karşılaşılan kaza ve o kazayla gelen ölüm?

Sevinirken ölüm, üzülürken ölüm, çocuklar oynarken ölüm, gezerken ölüm, yatarken, kalkarken, yürürken ölüm. Tesadüfen yaşıyoruz.

Oysa, dünyanın 17. büyük ekonomisi diye övünüyoruz. Büyük ekonomi sadece kağıt üstünde. Bir dizi teknik rakamlarda. Hayat teknik rakamlarda dönmüyor.

Madem 17. büyük ekonomi, nerede o ekonomiye denk düşen eğitim, sağlık, altyapı ve hepsinden önemlisi nerede o insan? Öyle bir ekonominin gereği olan sorumluluk, işini doğru yapma, disiplin nerede?

Yaşadığımız felaketlerin hiç biri tesadüf ya da kaza değil. Ekonomide ve sosyolojide buna az gelişmişlik deniyor.

Dünyanın hiç bir büyük ekonomisinde hayat bizdeki kadar ucuz değil.

Uslu: Çatışmayı çoktan terk ettik

HAK-İş Başkanı Salim Uslu arıyor. Sendikal eylemlere katılmadığı için eleştirimden dolayı kendi gerekçelerini anlatıyor:

“Biz Hak-İş olarak enerji, şeker, PTT ve özel idare işkollarında örgütlü değiliz. Diğer sendikaların düzenledikleri ve adını genel grev koydukları eyleme katılmadık. Şu nedenlerle:

Bir, tekel işçileri sendika başkanı, işçilerine, “ben Hak-İş’in elini sıkmazdım, sizin hatırınız için sıkıyorum” demiştir. Biz istenmediğimiz yerde olmayız. Tekel işçilerine destek eylemine katılmadık.

İkincisi, ikide bir genel grev diye ortaya çıkmak gayri ciddi. Genel greve gidince, sonuç almak gerek. Başarısız olunca, genel grev gibi ciddi bir kozunuzu kaybetmiş olursunuz.

Üçüncüsü, Türk-İş içinde iktidar savaşı var, biz bunun tarafı olmayız.

Nihayet, önce tartışarak, demokratik mekanizma içinde hakkımızı ararız. Çıkmaza girmişse, o zaman eylemse eyleme, genel grevse genel greve gideriz. Yoksa, biz çatışma üslubunu çoktan terkettik.”

Kendisi açısından makul. Genelde insanı rahatsız eden, sendikaların birbirinden bu kadar kopuk olması. Oradaki huzursuzluk.

Kredi kartı faciasına benzemesin

BANKADA hesap açtırıyorsunuz. Hesap karşılığında, belli miktarda kredi kullanma hakkı alıyorsunuz. Buna kredili mevduat hesabı deniyor.

Bankada paranız bittiğinde, acil olarak paraya ihtiyacınız varsa, o hesaba dayanarak kredi kullanabiliyorsunuz.

Çok pratik. Tüketici kredisi gibi, noter, tasdik, damga pulu, v.s. gereği yok. Parayı hemen çekebiliyorsunuz. Ama, bir sakıncası var. Faizi yüzde 5 gibi, çok yüksek.

Bu yolla kredi kullanma eğilimi son zamanlarda hızla artıyor. Merkez Bankası uyarıyor, “mümkün olduğu kadar bunu kullanmayın”. Henüz başındayız, ancak yarın kredi kartı faciası gibi, kredili mevduat hesabı faciası ile karşılaşma tehlikesi var.

Çektiğiniz miktar artı faizini ödemek, çok zor olabilir.

X