Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

16 Ocak öncesi

<B>16 OCAK</B> Türkiye ve KKTC için önemli bir tarih. O gün Cumhurbaşkanı<B> Denktaş</B> kendi basiretli ve yaratıcı atılımı ile başlayan müzakere süreci çerçevesinde <B>Klerides</B> ile ilk özlü toplantıyı yapacak.

Yine aynı tarihte Başbakan Ecevit Washington'da olacak. Başkan Bush ve yönetimi ile yapacağı görüşmelerde Kıbrıs'ın ağırlıklı bir yer işgal etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Başkan Bush'un Ecevit'e bu konuda neler söyleyeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyoruz. Ecevit'in yaklaşımının ne olacağını öngörmek daha zor, çünkü koalisyon üyelerinin söylemleri çok zaman birbirini tutmuyor.

***

Başbakan şimdiye kadar Kıbrıs sorunu ile AB üyelik süreci arasında bir ilişki bulunmadığı yolundaki tavrından sapmadı. Oysa daha birkaç gün önce AB işlerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ‘‘AGSP ve Kıbrıs'ta yaşayan gelişmeler AB ile ilişkilerimizin önündeki çok önemli bir engeli kaldırmıştır’’ dedi. Diğer taraftan son zamanlarda 2002 yılında müzakerelerin başlaması gerektiği de sık sık vurgulanıyor. Kıbrıs meselesi çözümlenmeden veya hiç değilse çözümsüzlüğün sorumluluğunun Rum tarafında olduğu açıkça belirlenmeden üyelik müzakerelerinin başlayabileceğini ummak gerçeklerle pek uyumlu değil.

***

Şurası kesin ki, Kıbrıs'ta çözümsüzlük sadece AB ile değil, fakat diğer uluslararası kuruluşlar ve özellikle Avrupa Konseyi ile ilişkilerimizi son derece olumsuz etkilemektedir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) aldığı kararlar ön çözüm gerçekleşmediği takdirde Türkiye için kapsamı bugünden saptanamayacak bir dizi çetrefil sorun ortaya çıkaracaktır. Mahkeme daha 1995'te bireysel bir başvuruda bulunan Bayan Loizida'nun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve bundan sorumlu tuttuğu Türkiye'yi 500.000 doları aşan bir tazminat ödemeye mahkûm etmişti. Arkasından Türkiye aleyhine yüzlerce dava açıldı. Her ne kadar Türk Hükümeti ve hatta AİHM'nin bazı yargıçları kişisel olarak Loizidu ile ilgili kararın hukuki mesnetten yoksun olduğunu ileri sürmüşlerse de, karar yine de diğer Avrupa Konseyi üyeleri bakımından geçerlidir. Konseyin Bakanları Komitesi Türkiye'yi karara uymaya davet etmektedir. Türkiye zaten başka nedenlerle de Rusya, Ukrayna ve Arnavutluk ile birlikte Parlamenter Asamble'nin izlemesi altında tutuluyor.

İş bu kadarla da kalmıyor. AİHM 10 Mayıs 2001 tarihinde bu sefer Güney Kıbrıs Hükümeti'nin başvurusu üzerine çok daha geniş boyutlu bir karar kabul etti. Bunda KKTC'nin bütün eylemlerinin sorumluluğunu Türkiye'ye yükledi ve 1974'te Kuzey Kıbrıs'ı terk etmiş olan Rumların evlerine dönmesini engellemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (AİHS) ihlal ettiğini karara bağladı. Bundan sonra bireysel başvuruların herhalde arkası kesilmeyecek. AİHS'nin ve AİHM'nin içtihatlarının 1992 Maastricht Anlaşması'ndan beri AB müktesebatının bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

Avrupa Konseyi ve AB ile içinde bulunduğumuz açmazdan kurtulmanın tek yolu Kıbrıs sorununu gayrimenkuller meselesinin bütün yönlerini de kapsayacak bir çözüme kavuşturmaktır. Çözümün şimdiye kadarki bireysel ve resmi başvuruların ve AİHM'nin bunlarla ilgili olarak aldığı kararların bütün hukuki sonuçlarını bertaraf etmesi gerekir. Varılacak anlaşmanın AB müktesebatı ile çatışmaması ise ancak içeriğinin Kıbrıs'ın AB'ye Katılma Anlaşması'na dahil edilmesi ile mümkün olur.

***

Görülüyor ki Denktaş-Klerides görüşmelerinin en çetin konularından birini hukuki sorunlar teşkil edecektir. Denktaş'ın bilhassa bu alanda Türkiye'nin teknik yardımına ihtiyacı vardır. Ancak gönderilecek müşavirlerin Kıbrıs sorununu manipüle ederek Türkiye'nin AB üyeliğini önlemek isteyenler arasından seçilmemesine özel itina gösterilmelidir. Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım.
X