Gündem Haberleri

    150 davalık adam

    Ali DAĞLAR
    18.05.2008 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Muhtardan o gün gelen telefona kadar Yusuf Cinci, köyünde çiftçilik yapan, yazları inşaatlarda çalışmak için gurbete giden bir adamdı, zor ama mütevazı hayatıyla mutluydu. Dört yıl önce bir yaz günü muhtarın eline tutuşturduğu mahkeme yazısından bir şey anlamadı. Önce muhtara, sonra savcıya sordu. Mahkeme kağıtlarına göre, ilkokul mezunu Yusuf Cinci İstanbul’da bir şirket kurmuş, bol keseden çek kesiyor, karşılığında da ödeme yapmıyordu.

    Hayatında o gün yaşadığı kırılma Cinci’yi sıradanlıktan çıkarıp Türkiye’nin en şanssız adamlarından biri yaptı. Kuzey Irak’ta çalışmak için bir hemşerisine kimliğinin fotokopisini vermişti. İşte o fotokopiyi kullanan kişi bir şirket kurmuş, bankalardan aldığı çek koçanlarıyla yüklü miktarda vurgun yapmıştı. Yusuf Cinci hakkında neredeyse her ilde açılan davaların sayısı üç yılın sonunda 150’ye ulaştı. Cinci, yakalama emirleri yüzünden kabus dolu bir hayatın içine yuvarlandı. Nezaretlerde geçti pek çok gecesi, hapis yattı. Bu durumdan kurtulmak için Cumhurbaşkanı’na bile mektup yazdı. Köyünde bile tanınmamak için kasket ve kaşkolla dolaşıyor. Fayansçılık yapıp ailesini geçindirmeye çalışıyor. "En çok kimliğimi kullanan o adamın yüzünü merak ediyorum" diyor. Her an gözaltına alınma korkusuyla inşaatlarda yatıp kalkan bir vatandaşın öyküsü bu.

    Ordulu Yusuf Cinci’yi (37) bir hafta önce Hayrabolu’dan geldiği Çerkezköy’de bir inşaatta bulduk. Her an patlayacak gibi duran şişkin bir evrak çantası çıkardı. Bir yandan memleketin her tarafından gelen mahkeme yazılarını gösterirken, bir yandan da birlikte yiyip içtiği iş arkadaşlarından bile gizlediği, Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz hikayesini akla getiren öyküsünü anlatmaya başladı:

    "O yazının geldiği güne kadar ne karakolun ne adliyenin önünden geçmiştim. Savcı bana ’Kimliğini hiç düşürdün mü?’ diye sordu. O zaman hatırladım: 2004 yılı başında nüfus cüzdanımın fotokopisini bir arkadaşa yurtdışı işi için vermiştim. ’İşte o’ dedi savcı. Olay çözülmüştü ama iş işten geçmişti. Benim gibi 40 kişiden böyle kimlik fotokopisi almışlardı. Nüfus bilgilerimle Zeytinburnu’nda bir adres gösterip muhtardan ikamet çıkarmışlar. Bu ikametle gidip Küçükçekmece Nüfus Müdürlüğü’nden de bir kimlik. Kimlikteki tüm bilgiler bana ait, fotoğraf o kişiye. Sonra Bakırköy’de Mevziloğlu Hafriyat Nakliyat Ltd. diye bir şirket kurmuşlar. Şirketin ortağı görünüyorum. O şirket adına Asya Finans, Tekstilbank ve İş Bankası’ndan çek koçanları alıp kullanmışlar. İcra takibine gelmiş İstanbul’dan bir avukat. 5750 liralık bir çek karşılıksız çıkmış. Sonra bu çekler, takipler ve haberim olmadan neredeyse her vilayette açılıp kimi mahkumiyetle sonuçlanan davalar peş peşe gelmeye başladı. Çiftçilikten, amelelikten kazandığımı mahkeme masraflarına, yol paralarına harcamaya başladım. İlk kez bir avukatım oldu."

    CUMHURBAŞKANINA YAZDI SİZ DE HUKUKÇUSUNUZ

    İlk gözaltına alındığında 22 gün hapis yatmış. Talimat ifadeleri, imza karşılaştırmaları derken serbest bırakılmış. Çeşitli illerde açılan davalarla ilgili memleketi Ordu’da talimatla ifade vermeyi sürdürmüş. Çalışmak için geldiği Trakya’dan İstanbul ve Bursa’ya taşınıp durmuş duruşmalar için.

    "Bütün kazandığım para mahkeme masraflarına gidiyor. Bağ-Kur taksitlerim duruyor. Memleketteyken bazen haftada 2-3 kez adliyeye gidip talimatla ifade veriyordum. Bu davaların büyük bölümü gıyabımda mahkumiyetle sonuçlanıyor. Karşılıksız çekten hapis kararı çıkıyor, sonra para cezasına çevriliyor. Bir gün Ankara’ya gittim. Otelde gelip buldu polis beni. Ulucanlar Cezaevi’ne koydular, bir ay yattım. Derdimi anlatana kadar ya nezarette kalıyorum ya da cezaevinde. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e bile mektup yazdım. Hukuk savaşı verdiğimi, sık sık gözaltına alındığım için çalışamadığımı, resmi hiçbir işlem yapamadığımı anlattım. Kendisinin de hukukçu olduğunu belirterek yardım istedim. Yazımı İçişleri Bakanlığı’na göndermiş. İçişleri Bakanlığı Bursa’daki bir davamla ilgili bir inceleme başlatmış. Savcıdan bu kez farklı bir celp geldi. Bu kez tanık olarak."

    MAHKEMEYE GİDERKEN BAŞKA DAVADAN NEZARETE

    Yusuf Cinci yine Bodrum’a çalışmaya gittiği günlerde jandarmadan bir tebligat alıyor Bursa’daki bir davanın duruşması için: "Sürekli korku içinde gezdiğim, gizli gizli çalıştığım için inşaatlarda yatıp kalkıyorum. O celbi alınca, gece otobüse bindim, mahkemeye gideceğim. Korktuğum başıma geldi. Jandarma otobüsü daha şehirden çıkmadan durdurup kimlik kontrolü yapmaya başladı. Az sonra bir jandarma başımda bitti, elinde kimliğim, ’gidiyoruz’ dedi. Durumu anlatmaya çalıştım, mahkeme için yola çıktığımı. Şoföre rica ediyorum, işte 5-10 dakika daha bekliyor, yok. Doğru nezarete. Geceyi nezarette geçirdim, o gün duruşmayı kaçırdım. Memleketin bilmem hangi şehrinden gelen mahkeme yazısıyla adliyeye çıkardılar. Meramımı anlattım, mutlaka katıl, deyip bıraktılar."

    BELALILARINI DEDEKTİF GİBİ İZLEYİP YAKALATTI

    Yusuf Cinci, kendisini bu sıkıntılara sokan kişinin Aybastılı Bekir Keydal olduğunu, onu tanıdığını, ona güvenip kimlik fotokopisini verdiğini söylüyor: "Bu Bekir Keydal, İstanbul’daki akrabası İsmail Keydal’a vermiş bizim kimlik bilgilerini. Tüm bu dolandırıcılıkları planlayan, uygulayan kişi o. Savcılara, polise, jandarmaya hep o isimleri veriyorum. Arıyorlar, bulamıyorlar. Ben takip ettim ve izini Silivri’de buldum. Adreslerine kadar verdim jandarmaya. Nihayet ikisini de alıp cezaevine koydular ama çok kısa süre kaldılar, tutuksuz yargılandılar. Kısa süre önce Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ikişer yıl hapis ve para cezasına çarptırıldı bu ikili. Karar temyize gitti. Ama benim kabuslarım devam ediyor. Çünkü İsmail Keydal’ın kurduğu şirket üzerinden kestiği çekler piyasada uçuşuyor, karşılıksız çıktığı için dönüp beni vuruyor."

    Hakkında çeşitli illerde açılan ve mahkumiyetle sonuçlanan davaların görüldüğü mahkemelere teker teker başvuran Yusuf Cinci, yargılamaların yenilenmesini isteyerek bu davalardan teker teker beraat etmeye başladı. "Yeter ki nerede hangi davanın açıldığını bileyim ve derdimi anlatabileyim. Beni jandarma ve polisin GBT kontrolleri yakıyor."

    Bu arada hukuku, kendi bireysel haklarını da öğrenmiş Yusuf Cinci. "Anayasal haklarım olan çalışma ve seyahat etme haklarımı kullanamıyorum" diyor. Ceketinin her iki cebinde deste deste duruşma tutanakları ve mahkeme celpleri var. "Bunlar işlemleri yakın evraklar. Yanımda taşıyorum." Uzun vadeli mahkeme evrakları ise evrak çantasında. Şimdi Haziran ayındaki davalarına hazırlanıyor.

    "Üç yıldır kabus yaşıyorum. Sigortam yok. Resmi dairelere gidemiyorum. Kredi kartım yok, evim yok, arabam yok. En küçük bir malvarlığım olsa anında haciz konulacak. Karakola uzaktan dahi bakmıyorum. Bu GBT kontrolleri ve gece nezaretleri yüzünden, çalıştığım inşaattan burnumu dahi dışarı çıkaramıyorum. İnşaatta yatıp kalkıyorum. Acil ihtiyaçları mahalle bakkalından karşılıyorum. Parkta yatarım, otele gitmem. Ben özgürlüğümü istiyorum..."

    Türkiye İş Kurumu işçi simsarı Bekir Keydal’a karşı herkesi uyardı

    Türkiye İş Kurumu, Yusuf Cinci’nin Cumhurbaşkanlığı’na yaptığı şikayetten sonra işçi simsarlarına karşı vatandaşı uyardı. Yalova Türkiye İş Kurumu Müdür Vekili tarafından yapılan açıklama şöyle: "Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü’nün 18.04.2007 tarih, 53831 sayılı yazılarında, Bakanlığımızın 10/04/2007 tarih ve 1601 sayılı yazısı ekinde alınan, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden intikal eden Yusuf Cinci’ye ait dilekçede, şikayet konusu Hasan oğlu, 1970 Aybastı/Ordu doğumlu Bekir Keydal’ın işçi olarak götürmek amacıyla vatandaşlarımızı dolandırdığı ve kimlik belgelerini başka amaçla kullandığı belirtilmekte, başkalarının da mağdur olmaması için önlem alınması istenilmektedir. Vatandaşlarımızın adı geçen şahıs tarafından dolandırılmamaları için dikkatli olmaları gerekmektedir."
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı