15 Temmuz’la anladığımız acı gerçek: BÜTÜN KALELERİMİZE GİRİLMİŞ

MURAT YETKİN
14.07.2017 - 17:00 | Son Güncelleme:

15 Temmuz askeri darbe girişiminin gösterdiği belki de en acı gerçeklerden birisi, Atatürk’ün Gençliğe Hitabında söylediği türden “Bütün kalelerin zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş” olduğu idi. Fethullahçı örgütlenmenin yıllardır hükümetlerin göz yummasıyla polis, yargı, eğitim kademelerinde yaygın şekilde örgütlendiği biliniyordu. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bu kadar sessiz ve derinden örgütlendikleri tahmin edilemiyordu.

Türkiye 26 Mart 2014 öğle saatlerinde internete düşen bir ses kaydıyla sarsıldı.

Ses kaydı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun makam odasında 13 Mart günü yapılan gizli bir Suriye toplantısına aitti. Odadaki diğer üç kişi MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu idi. 15 Temmuz’la anladığımız acı gerçek: BÜTÜN KALELERİMİZE GİRİLMİŞ

Toplantıda Suriye’ye askeri müdahale senaryoları dâhil her şey konuşulmuştu; hani şu Fidan’ın gerekirse Suriye’ye gönderilecek elemanlarla Türkiye tarafında füze attırıp müdahale gerekçesi yaptırabileceğini söylediği, Sinirlioğlu’nun da o zaman Türkiye’de de bombaların patlamaya başlayabileceği uyarısı yaptığı toplantı.

Dinleme “jammer” denilen elektronik önleme cihazlarına rağmen yapılmıştı, bu da odaya bir dinleme cihazı konulduğunu akla getiriyordu. Yapılan düpedüz casusluktu.

Daha üç ay önce 17-15 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmaları patlamış, 1 ve 19 Ocak 2014’te önce Hatay ve Gaziantep’te Suriye’deki muhaliflere askeri malzeme taşıyan MİT kamyonları jandarma tarafından durdurulup aranmış, bir anlamda deşifre edilmişti. O dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan AK Parti’nin iktidara geldiği 2002’den, Fidan’ın sorgulanmak istediği 2012’ye kadar Fethullah Gülen ve Cemaatini zaman zaman “aynı kıblede” müttefik görmüş, devlet kademelerinde yükselmelerine izin verilmişti ama artık bu kadarı fazlaydı.

Fethullahçıların “Paralel devlet Yapılanması”, MGK tarafından “terör örgütü” ilan edilmişti.

DİNLEME CİHAZI NEREDEN ÇIKTI?

Dışişleri'ndeki dinleme skandalı üzerine hem MİT, hem Emniyet soruşturma açtı.

Önce Dışişlerinde –kabul etmek lazım ki daha çok Davutoğlu’nun döneminde yükselen Cemaat sempatizanı diplomatlar sorgulandı. Sonuç alınamadı.
Sonra MİT, Davutoğlu’nun makam odasının üç boyutlu bir maketini yaptı. Ses analizlerinden dinleme cihazının diz hizasında ve Orgeneral Güler’e yakın olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine oradaki sehpa üzerine bir şey mi konuldu diye Dışişlerinin garson, temizlikçi gibi personeli sorguya alındı. Yine sonuç çıkmadı.

Netice MİT tarafından Dışişlerine iki küsur yıldan sonra, yani 15 Temmuz 2016 kanlı askeri darbe girişimi sonrasında bildirildi: Dışişleri Bakanının makam odası, kendisinin ruhu bile duymadan, (şimdi Jandarma Genel Komutanı olan) Genelkurmay İkinci Başkanının evrak çantasına yerleştirilen “böcek”, yani küçük dinleme cihazı sayesinde kaydedilmişti.

BÖCEK EMİR SUBAYINDAN

Yerleştiren kişi olarak Binbaşı Mehmet Akkurt saptanmıştı. Akkurt, Güler’in sürekli yanında bulunan, çantasını, evraklarını taşıyan, düzenleyen Emir Subayı idi. 15 Temmuz gecesi, Güler’i hırpalayarak Genelkurmay karargâhından kaçırmak isterken kapıda çıkan çatışmada öldürülmüştü; darbe girişimi sırasında öldürülen ilk darbeci subaydı Akkurt.

15 Temmuz askeri darbe girişiminin gösterdiği belki de en acı gerçeklerden birisi, Atatürk’ün Gençliğe Hitabında söylediği türden “Bütün kalelerin zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş” olduğu idi. Fethullahçı örgütlenmenin yıllardır hükümetlerin göz yummasıyla polis, yargı, eğitim kademelerinde yaygın şekilde örgütlendiği biliniyordu. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bu kadar sessiz ve derinden örgütlendikleri tahmin edilemiyordu.

Şimdilerde ordu içindeki gizli Fethullahçı örgütlenmenin kökleri 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrasına, Turgut Özal dönemine dek sürülebiliyor. Asker ve polis okullarının giriş sınavlarının çalındığı yolundaki haberlerin de gazetelerde o dönem çıkmaya başladığını geriye dönüp baktığımızda görebiliyordu. Nitekim 15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminde kilit görev yapmak suçuyla yargılanan subayların çoğunun “94’lüler” diye tabir edilen, 1993-95 yılları arasında mezun olmuş, tuğgeneral-tümgeneral rütbelerine kadar kendilerini gizleyerek gelebilmiş subaylar olduğu ortaya çıkacaktı.

Daha gençlik yıllarından itibaren devam ettikleri “Işık Evi” denilen ideolojik aşılama yapılarında günü geldiğinde üstlerinden değil, “Abi”, ya da “İmam” dedikleri, Fethullah Gülen şebekesi tarafından tayin edilmiş siyasi komiserlerden emir almaya şartlandırılmışlardı. Hücre tipi örgütlenmişler; yani aynı birlikte, hatta aynı odada çalışan iki Fethullahçı, ayrı hücrelere, “Abilere” bağlı olduğu için birbirini tanımayabiliyordu.

Bunun somut örneği, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı kalmakta olduğu Marmaris’teki oteli helikopterle basmaya giden ekipteki bir tim komutanının diğerlerine sorusundan anlaşılacaktı: “Aranızda Hizmet Hareketinden olmayan var mı?
İtiraz eden olmamıştı, bir süredir kendilerine “Hizmet hareketi” diyorlardı.

HİZMET HAREKETİ VE BYLOCK

15 Temmuz darbe girişiminin hayatımıza eklediği bir kavram da ByLock oldu.

ByLock, şimdi iddianamelerde “Fethullahçı Terör Örgütü – FETÖ” olarak anılan “Hizmet Hareketi” üyelerinin kendi aralarında kullandığı gizli haberleşme sistemiydi.

Daha önce Hollandalı bir bilgisayar mühendisinin Whatsapp’a rakip olmak niyetiyle geliştirdiği ama başarısız kalan bir cep telefonu yazılımı idi. Fethullahçılar bunu almış ve adını David Keynes olarak değiştirip Amerikan vatandaşlığına geçmiş Atilla Demir diye bir üyeleri üzerinden ABD şirketi olarak tescil ettirmişlerdi. Yazılım Cemaatin Emniyet, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, TÜBİTAK ve diğer devlet kuruluşlarına yerleştirilmiş bilgisayar uzmanlarınca kırılıp değiştirilmiş, tamamen şifreli hale getirilmişti. Artık kendiniz yükleyemiyordunuz, bir Abi, ya da Abla telefonu sizden alıyor, kendi numarası ve sizin numaranız, isimle de değil, sayısal kodlarla yüklenmiş halde geri getiriyordu.

MİT bu sistemi 2014 başlarındaki tutuklamalarda fark etmiş, merkezi ABD görünmesine karşın operasyonun Litvanya’dan yürütüldüğünü saptamış ve sistemlerine korsan yollardan girerek bilgi aktarmaya başlamıştı. Cemaat devlet içindeki adamları aracılığıyla bunu öğrenip 2015 sonunda ByLock’u kapatmaya hazırlanırken MİT de bunu öğrenmiş ve henüz şifreyi kıramamış olduğu halde bütün hafızayı çalmıştı. Ocak 2016’ya gelindiğinde Cemaat artık ByLock’u kullanmıyordu ama bütün hafıza, yaklaşık 280 bin kullanıcı kodu MİT’in eline geçmişti.

MİT bunların 20 bin kadarını Mayıs ayında deşifre etti hükümetle paylaştı. Bu isimlerden 600 kadarı Türk Silahlı Kuvvetleri mensubuydu ve Temmuz sonunda Yüksek Askeri Şura yeni terfi ve tayinleri görüşecekti.

Cemaatin “Genelkurmay imamı” Başbakanlık’ta Veri Toplama Merkezi İstihbarat Şefi olarak Mustafa Koçyiğit idi. MİT’in asker isimlerini deşifre etmeye başladığı bilgisi kendisine Emniyet İstihbaratındaki bir ajanından gelince o da kendi Abilerine iletmişti.

Yüksek Askeri Şura öncesinde Erdoğan düğmeye basmadan Gülen basmaya karar vermis olmalı ki, 15 Temmuz’u hep beraber yaşadık.

KALEYİ İÇERİDEN FETHETMEK

Neticede 15 Temmuz ihanet kalkışması iktidar, muhalefet, halk ve ordunun Fethullahçı olmayan çoğunluğunun topyekûn karşı durmasıyla bastırıldı.

15 Temmuz’dan bugüne dek 7 bine yakın Türk Silahlı Kuvvetleri üyesi görevden uzaklaştırıldı. Bunların büyük bölümü yargı karşısında hesap veriyor.

10 Temmuz’da Washington’da bir 15 Temmuz konuşması yapan Orgeneral Güler, en çok eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk’ü darbeci saflarda görmenin kendisini şaşırttığını söylüyor, Öztürk’ü darbecilerin “iyi polisi” rolünü üstlenmekle suçluyordu.

Peki, iş bu noktaya nasıl gelmiş, her Yüksek Askeri Şura’da genellikle alt rütbelerden birkaç subay ve astsubayı “irticacı” diye atan Ordu yönetimi asıl büyüyen tehlikeyi görememişti?

Fethullahçı örgütlenme Ordudaki gizli yapısını korumak için işi kişisel sadakat ve hücre tipi örgütlenmeye bırakmamış, kurumsal önlemler de almış görünüyor. Tıpkı diğer kurumlarda, şirketlerde olduğu üzere- adli müşavirlik, teftiş kurulu, istihbarat ve personel gibi birimlerde bulunmaya ağırlık verilmiş. Böylelikle iç soruşturmalara ve terfi-tasfiye sistemi üzerinde etkili olmanın amaçlandığı, geleneksel çizgideki subayların tasfiye edilerek kendi elemanlarının yükseltilmesinin amaçlandığı ortaya çıkıyor.

15 Temmuz’la anladığımız acı gerçek: BÜTÜN KALELERİMİZE GİRİLMİŞ

Bu düzenek ile pek çok Cemaat üyesinin Türkiye’nin önemli büyükelçiliklerine ve NATO görevlerine tayin edildiği de yine 15 Temmuz kalkışmasıyla ortaya çıktı. Bunların büyük kısmı şimdi Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinden siyasi sığınma talep ediyor. Bunlar Türkiye gibi askeri geleneği olan, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmakla övünen bir ülke için itibar kaybı sayılır.

Ordudaki Fethullahçı örgütlenme içindeki kadroların önünün açılıp yükselmesinde, özellikle AK Parti döneminde öne çıkan birkaç etkenin diğerlerinden daha çok rol oynadığı da görülüyor. Bunları zaman sıralamasıyla Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ordudan ilişiği kesilenlere yargı yolunun açılması, Bülent Arınç’a suikast girişimi iddiasıyla TSK arşivlerinin adeta yağmalanması, Ergenekon’dan çok Balyoz, Askeri Casusluk gibi bugün “kumpas” olarak nitelenen davalarla Fethullahçı subayların yükselmesi önündeki isimlerin tasfiye edilmesi olduğu söylenebilir.

Ordu yönetimin 12 Mart 1971 darbesinden itibaren yerleşen ‘irtica’ yaklaşımını şekilciliğe, örneğin Atatürkçü söylemi kullanma, içki içip içmeme gibi basit ölçülere indirgemiş olmasını Fethullahçıların gerçek kimliklerini gizlemek için kullandıkları da ek bir unsur olarak sayılabilir.

15 Temmuz’un sonuçları en uzun sürede tedavi edilebilecek hasarı askeriye üzerinde bıraktığı söylenebilir.

Bunun dış politikada somut örnekleri görülmeye başlandı bile. İsviçre’de yapılan son tur Kıbrıs görüşmelerinin çöktüğü 7 Temmuz sabaha karşı, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Adada Türk askeri varlığında ısrar edince Yunanlı mevkidaşı Nikos Koçyas “Komutanların darbeye kalkıştığı için tutuklandığı bir orduya güvenemeyiz” demiş Yunan basınına sızdırılan bilgilere göre.

15 Temmuz’la anladığımız acı gerçek: BÜTÜN KALELERİMİZE GİRİLMİŞ



    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı