Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

12 yaşındaki oğlumla Fransız pazarlarında Fransızca ikizlere takke diye sutyen, don satıyoruz

Papyonlu kıyafetleri, Tipitip benzeri yuvarlak gözlükleri, ağzından düşürmediği ‘‘meme’’, ‘‘don’’, ‘‘sutyen’’ lafları, ‘‘iç çamaşırı değil, iç giyim diyeceksiniz’’ diye milleti azarlamaları ve iş hayatında batıp çıkmalarıyla tanınan bir zat, hatta çok daha fazlasıdır Cüneyt Ayral.

Şermin SARIBAŞ
SON GÜNCELLEME
Türkiye'deki iç giyimin sıradanlıktan afili kreasyonlara geçişine katkısını herhalde seven sevmeyen herkes kabul eder ve hakkını verir. Ama işte o popüler, proje üretirken kafası ışık hızıyla çalışan ve ‘‘her şeyin altından kalkarım, süpermenim’’ diyen o adam, bir gün duvara toslar ve iflas eder. Ve ‘‘Bu kadar emek verdim, herhalde ortada kalmam’’ diye düşündüğü Türkiye'de tabii ki ortada kalır ve küserek ailesiyle birlikte Fransa'nın Nice şehrine yerleşir.

Birkaç yıl bu iflası hazmetmeye çalışır, ama bir taraftan şeytan onu sürekli dürter: ‘‘İstanbul'a dön.’’ Şeytanı dinler, havayı koklamak için İstanbul'a döner ama yine olmaz. Fabrika sahibiyken telefonuna ‘‘Cücü’’ diye çıkanlar, bu kez sekreterleri aracılığıyla ‘‘o, size dönecekmiş’’ mesajı verirler. Bu jargonu anlamaz ve ‘‘Allah, Allah neresini dönecekler acaba’’ diye düşünür. Kimse ‘‘dönmeyince’’ sırtlarını ‘‘döndükleri’’ kanaatine varır. Aslında trajik ama asla arabeskleştirmediği bir hayatı vardır. ‘‘Parasız kalınca oğlumla birlikte, pazarlarda Fransızca ‘ikizlere takke' diye bağırarak sutyen sattım’’ diyecek kadar da komplekssizdir.

İşte Türkiye’ye döndü, dönmedi, battı, çıktı diye konuşulan Cüneyt Ayral, artık Fransa'da bir iç çamaşırı üreticisi ve yükselen ses anlamına gelen ‘‘Crescendo’’ markasıyla ve bu kez yoğurdu üfleyerek yeyip yoluna devam ediyor.

n En son İstanbul'da görüştüğümüzde, ‘‘son bir kez daha denemeye geldim’’ diyordunuz. Denediniz olmadı mı, ne oldu?

- İstanbul'da yaşanır mı diye gelmiştim. İş bulmam lazımdı. Ne de olsa burada creme de la creme bir arkadaş grubum vardı. Türk içgiyim dünyasına da hatırı sayılır bir katkı yaptığımı sanıyorum. Bu insanlar bana iş verir diye düşünüyordum. Bir geldim, bütün kapılar kapanmış. Kimse telefona bile çıkmadı, ‘‘ben ona dönücem’’ diye not bıraktılar bana. Ben de neresini dönecekler anlamadım. Neyse onların hiçbiri bana dönmedi sonuçta.

n Ve küstünüz döndünüz, öyle mi?

- O sıralar üstüste bir başarısızlık, bir becerememezlik vardı. Kafamı iki elimin arasına alıp düşündüm. İki çocuğum var, bir şeyler yapmam lazım. Fransa Euro'ya geçmeden önce daha makul bir ülkeydi ama şimdi bir felaket. Bunun üzerine İstanbul'a gelip, bir-iki üreticiden pazarda satmak için mal satın aldım. Nice'te, 12 yaşındaki oğlum Sinan'la birlikte sabah 05.00'de uyanıp, 06.00'da pazar kurarak pazarcılığa başladık. Fransızca ‘‘ikizlere takke’’ diye bağırarak sutyen, don satmaya başladık.

n Koca bir iç çamaşırı fabrikası sahibiyken, pazarda ‘‘ikizlere takke’’ satmak ağırınıza gitti mi? Bir gün pazarlarda don sutyen satacağınız aklınıza gelir miydi?

- Pazara çıktığımız zaman çok eğleniyoruz. Sinan para kazanmayı, hesap yapmayı öğreniyor, bu çok önemli. Pazara çıkmasaydım, Fransa'da yaşayan kadınların memelerinin son on yılda geliştiğini ve artık C ve D cup sutyenin daha çok sattığını nasıl öğrenecektim.

n Çocuklarınız bu durumdan nasıl etkilendi?

- Roxanne geldiğimiz yıl sınıfta çaktı. Sinan geldiğinde beş yaşındaydı, yaşadıklarımızın acısı ondan şimdilerde çıkıyor. Prens gibi bir beş yılın ardından, ‘‘paramız yok dikkat’’le geçen yedi yıl. Çiğdem'e para vermem, çünkü zaten zor kazanıyorum. Ama onu da çalıştırıp para kazanmasını sağlıyorum. Şimdi cebi biraz para gördü. Bazı haftasonları kızları sinemaya ve hamburger yemeğe götürüyor.

n Ağladığınız oldu mu?

- Ağladım. Çok ağladım. Madam Anahit'in öldüğünü duyduğumda, Çelik Gülersoy'un kaybında, Tuğrul Şavkay'ın ölümünde çok ağladım. Kendi durumuma kolay ağlamam. Kendime acımayı hiç sevmedim, acımam da. Bugüne kadar başıma ne gelmişse, benim yüzümdendir. Akıllı olacaksın kazık yemeyeceksin.

KABAHAT BENDE TABİİ

n Bütün hata Türkiye'deki ticari hayatın bıçak sırtında olması mıydı? Sizin bütün bunları yaşamınızda kişisel bir hatanız olmadı mı? Türkiye'deki herkes tu-kaka da siz cici miydiniz?

- Olur mu! Kabahat elbette bende. Ortağımın imzasına güvendim. Nedim Akkohen, şimdi Mozaik Tekstil'in sahibi, adam yolunu buldu. Yanımda çalışanları da aldı. Kabahat kimde? Bende, güvenmeseydim. Benim markam Reflections'ı satın alan Mehmet Özgün ile geniş detaylı bir anlaşma imzalamıştık. Sekiz yıldır mahkemedeyiz. Çünkü anlaşmayı avukata yazdırmadım, kendim yazdım. Her şeyi bilirim ya! Adam anlaşmada açık buldu, paramı ödemedi. Süründüyor. Kabahat kimde? Bende. Adama ve sisteme güvenmeyecektim. Yani kaka olan ben.

n Batmış biri olarak hayatla ilgili ne dersler çıkardınız?

- Ticaret hayatında acımak yok onu öğrendim. Dostluklar sağlamsa her şartta onlar var. Düşenin dostu olmaz gibi laflar vardır, o insanların dost değil, tanıdık olduklarını öğrendim. Yani dost, arkadaş ve tanıdık ayrımlarını yapabilmeyi öğrendim. Bir de para işini bilmediğimi ve öğrenmeye de niyetim olmadığını öğrendim.

n Türkiye'yle ilgili içinizde ukte kalan ne var?

- Türkçe yazan bir yazarım. 37 senedir Türk basınındayım. Hálá Dünya Gazetesi'nin temsilciliğini yapıyorum. Türkçe yazan, bu kadar deneyimden geçmiş, Güney Amerika ve Avustralya dışında her yeri gezmiş bir yazar, kitaplarına Türkiye'de bir yayıncı bulamıyorsa bu insanı kırıyor. Ve biraz da bekliyorsun. Roman ve şiir kitaplarım yayına hazır. Çıkmış kitaplarımın hiçbirinin baskısı yok. The Sutyen kitabının yeni versiyonunu yeniden yazıp vermem lazım. Hayat hikayemi yazıyorum, o da bitti bitecek.

n İç giyimin doğduğu Fransa'da var olmaya çalışmak gözünüzü korkutuyor mu?

- Korkak olsaydım, şimdiye çoktaaan öbür tarafa göçmüştüm. Fransa korkulacak bir pazar değil. Ama rehavet yok, tecrübeleri buraya uygulayıp, it gibi çalışmak var. Günde 600 km direksiyon sallarsan, sabah 06.00'da kalkıp, gece 24.00'da yatarsan, zamanını iyi kullanırsan hiçbir ülkeden korkulmaz. Fransa'da başarılı olmak benim için ayrıca önemli. Ele güne karşı, ölmeden önce ‘‘vayy be bu herif bu işi gerçekten biliyormuş’’ dedirtirsem gerisi mühim değil.

YENİ MARKASININ ADI YENİDEN YÜKSELİŞ

Ayral'ın Nice'te yeni kurduğu iç giyim firmasının adı yine kendi adından geliyor: Juneight (Cüneyt). İçgiyim markasının adı ise ‘‘Crescendo’’ yani yükselen ses. Bu ismi eşi, ‘‘yeniden çıkış, yeniden yükseliş’’ anlamına geldiği için seçmiş. Crescendo'nun tüm tasarımlarını Cüneyt Ayral ve moda tasarımı okuyan kızı Roxanne (18) yapıyor. Oğlu Sinan (12) işe kolileri taşıyarak çıraklıktan başlamış. Ayral'ın koleksiyonunun yüzde 50'si Türkiye'de, geri kalanları Çin, Tunus, Sri Lanka ve Cezayir'de üretiliyor.

Ayral'a göre Fransız kadınlar, ‘‘göstermeyi’’ sevdikleri için koleksiyonu da onlara göre hazırlamış. Yani bir kadın ceketinin içinde rahatlıkla sadece sutyeniyle gezebilir, sutyeni gözükürse de ‘‘amaaan şanım yürüsün’’ diyebilir. Don satışları neredeyse sıfıra inerken, string satışlarında patlama varmış. Ayral'ın koleksiyonunda özellikle şeker pembe, uçuk mavi, sarı ve açık yeşil gibi renkler önde.

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler