Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

1 Nisan şakası

Hoşbulduk...

Maazallah belki gözüm değer diye haber bülteni saatlerinde televizyon önünden geçmediğim, gazetelerden mümkün mertebe uzak durduğum ve sevdiceklerim arasında mutlu mesut, öööyle malll gibi durduğum iki hafta geçirip geldim İzmir’den...

Dün bir, bugün iki yani...

Yerinden oynamış taşların büyük bir bölümü yerine oturmuş, bünye önden deşarj, üzerine de en pozitifinden enerji yüklenmiş, bir temiz şarj olmuş.

Pek alışkın olmadığım şekilde kendimi iyi hissediyorum.

İşe gelmişim; yárenlerle sarılışmış, pek mucccuklu öpüşmüş, sevgi yumağı şeklinde yuvarlanmışım...

Kulaklarına yüz kızartıcı bir sırrı ifşa edercesine fısıldamışım:

‘Ulan insan işi özler mi, hani BU kadar özler mi, özlemişim...’

Düşünün yani, bunu bile demişim... Veee... Destur bismilláh: Hoşbulduk: Belámızı...

Belámızı bulduk...

Yapacak bir şey yok, gerekirse onu da hoş buluruz. ‘Netekim,’ hoşbulduk. Bugünün büyük bir bölümü, Prof. Köksal Bayraktar’ın verdiği ‘Ceza Kanunu Semineri’nde geçti.

11:00-16:00 arası, Yeni Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle başımıza düşecek yıldırımlar (Hık dedin mi hapis cezası, pık dedin mi hapis cezası; basını zarif bir edayla (!) otosansüre davet eden titreşime hassas bomba benzeri, muğlak mı muğlak, sivilleri üç dövüyorsa, basın-yayın organlarını beş döven, en alásından bal gibi sansür, sansür, sansür...) hakkında bilgilendirildik.

Ben 1 Nisan’da birilerinin çıkıp ‘Şaka yaptık’ demesini bekliyorum. Yapacağından eminim; zira hakikaten böylesi bir sakaletin, absürd bir 1 Nisan şakası olması haricinde, açıklaması olamaz.

Şöyle özetleyeyim: Bundan sonra haber organlarından haber beklemeyin kardeşim, veremeyiz!

Türkiye’nin önündeki dönem, seminerde de bahsi geçtiği üzre, Franco dönemi İspanyası’nı aratmıyor, öyle söyleyeyim...

Ve hazır kele kel demek serbestken, ‘AKP hükümetinin takkesi düşmüş ve keli görünmüştür’ diye eklemek de isterim.

Yarınki yazıda birkaç örnek vereceğim, bakalım sizin de kafanız tavana, çeneniz betona vuracak mı...

Vurmazsa da gidin reflekslerinizi bir doktora moktora gösterin, sizde ciddi bir arıza var demektir azizim.

Yalnız, beyin ve sinir sistemi -anında görüntü!- laçka; bugüncük beni affedin.

Bugün daha çok tazeyim ve sabahtan beri mantık içermeyen bir mantık probleminin çözümüne dair ders görmekteyim.

Yine de şimdiden, peşinen helálleşelim...

Benim seminerdeki en samimi sorum şu oldu zira: İçerden yazabilir miyiz?

İçeriden kastım, maphus damı malûmunuz. Zaten içimde uktedir; hapis yatmak gazeteciliğin şanındandır ya hani; ‘Şunun şurasında bir kapısından girip çıkmışlığımız bile yok’ diye...

Böyle bulunmaz bir fırsat sunuyor bizlere yeni Basın Kanunu’nu.

Allah’tan çoluğum çocuğum yok; yaptım yani planımı programımı; cümlenizi görüş saatlerinde ziyarete beklerim.

Ben, önümüzdeki -artık Allah ne verdiyse- aylarda, yıllarda, muhtemelen burdaki arkadaşlarla doldurduğumuz koğuşlarda pişpirik filan çeviriyor olacağım.

Ve bir yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne havale ettiğim davaların sonucunu beklerken, bir yandan da gülünç maphusluk hikáyelerim üzerine bir seri roman yazacağım.

Yurt dışında filmi ya da dizisi de çekilir belki; ismini ‘AKP Ekspresi’ filan koyarım. (Sormayın, bizi gidi adi medya, kahpe basın; işimiz gücümüz hükümeti eláleme şikáyet etmek!)

Dedim ya, birilerinin 1 Nisan’da çıkıp; ‘Şaka şaka, mahsusçuktan kandırdık’ demesini bekliyorum.

Ya da ne bileyim; bu yasalar, böyle, mevcut şekliyle yürürlüğe konsa bile, uygulanmayacağını, uygulanamayacağını tahmin ediyorum.

Avrupa Birliği kapılarında turladığımız bir dönemde, böylesi bir Ortaçağ zihniyetinin uygulanması, cümle áleme rezil olmaktan gayrı hiçbir şeye hizmet etmez çünkü.

Evrimin önüne geçilemez ve yanlış hesap illa ki Bağdat’tan döner çünkü.

Bu yasaları önümüze getirmiş insanlar da tarihe kötü bir şakanın altına ‘gururla’ imza atmış kişiler olarak düşerler; ola ola o olur çünkü...

Hadi bakalım... Hoşbulduk...
X